SosyalParaAnaliz

borsa, finans, grafik

Son 1 yılda hangi fonlar enflasyonu yendi?

23 Ağustos 2022 in Yatırım fonu

Son 1 yıllık açıklanan enflasyon %79.60 seviyesinde. Buna göre, enflasyonu yenen 118 adet fon bulunuyor. Bu fonların kategorisine göre dağılımı aşağıdaki şekildedir.

Grafik: Enflasyonu yenen fonlar ve kategorileri içerisindeki oranları

Enflasyonu yenmede başarılı olan fonların sayısına bakıldığında, 56 adet fonla, ilk sıranın hisse senedi fonlarında olduğu görülmektedir.

Kendi kategorisinde başarı yüzdesine bakıldığında ise, 14 adet kıymetli maden fonunun 10 adeti, enflasyonu yenmeyi başarabilmiştir. Yani fonların %71’i kendi kategorisine uyum sağlayabilmiştir.

Fon sepeti fonlarının %12’si, Karma ve değişken fonların ise %24’ü kendi kategorisi içerisinde başarılı olabilmiştir. Bu noktadan hareketle,  en profesyonel yapılması gereken fon seçimleri arasında karma ve değişken fonların başta geldiğini söyleyebiliriz.

6 kategoride toplam 331 fon arasından 118 tanesinin(%36), yani fon yatırımcısı olan her üç yatırımcıdan birinin enflasyonu yenmede başarılı olduğu söylenebilir.

Enflasyonu yenen fonların, son 1 yıllık getirisine baktığımızda ise ilk 10 fon aşağıdaki şekildedir:

Grafik: Enflasyonu yenen ilk 10 fon

 

(SosyalParaAnaliz)

borsa, bist100

ANALİZ: Haftanın Grafikleri (16 Grafik, 2 Tablo)

21 Ağustos 2022 in Genel

Grafik 1

Grafik 2

Grafik 3

Grafik 4

Grafik 5

Grafik 6

 

 

 

 

 

 

Grafik 7

Grafik 8

Grafik 9

Grafik 10

Grafik 11

Grafik 12

Grafik 13

Grafik 14

Grafik 15

Grafik 16

Tablo 1

Tablo 2

tcmb

ANALİZ: Merkez Bankası sert bir şekilde frene bastı: Kredi genişlemesine hazırlık mı?

21 Ağustos 2022 in Para Politikasi

Merkez Bankası’nın ihale ve kotasyon yoluyla net fonlaması keskin bir şekilde düştü. Piyasadaki para ve kredi arzı ile ilişkilendirebileceğimiz fonlama miktarı uzun dönemli ortalamanın (mavi çizgi) altına hızlı bir şekilde indi.

2018 yılının son çeyreğinde yaşanan resesyonda 6 ay 15 günde fonlama miktarı %62 seviyesinde azalmışken günümüzde, 1 ay 15 günde %74 azalış gösterdi.

Daha önce bu şekilde azalışlar sonrası, döngüsel olarak, kredi genişlemesine gidildi.

Grafik: 2017-2022 yılları arasında TCMB fonlama miktarı

Benzer şekilde kredi büyümesinde artış hızı da yavaşladı.

TCMB Ağustos toplantısında sürpriz bir şekilde faiz indirimi kararı aldı. Bunun yanı sıra TCMB kredi faizleri ve büyüme hızına yönelik yeni düzenleme yaptı. Buna göre, bankalar verecekleri ticari kredilerde faiz oranlarına getirilen katsayıya bağlı olarak menkul kıymet tesis etmek zorunda kalacak.

Faizi yüzde 22,85’i aşan krediler için yüzde 20, yüzde 29,38’i aşan krediler için kredi tutarının yüzde 90’ı kadar menkul kıymet tesis edilecek. Düzenleme ile ticari kredilerde yüzde 30’u aşan faiz uygulaması da zorlaştırılmış oldu.

Tüm bu gelişmeler dahilinde, önümüzdeki süreçte, sıkı para politikası unsurlarının kullanılacağı, yaklaşan seçim öncesinde kredi arzına gidilmesi için uygun alan yaratılmaya çalışıldığı yorumu yapılabilir.

 

(SosyalParaanaliz)

petrol

Analistler sene sonuna doğru emtia rallisi bekliyor (Oilprice.com)

19 Ağustos 2022 in Dünya Ekonomisi

Petrol ve emtia fiyatları, beklentilere paralel şekilde düşmeye devam etse bile, Wall Street’te birçok analist sene sonuna kadar boğa piyasası bekliyor.

Petrol fiyatları üç sebepten dolayı düşüş eğilimini sürdürüyor:

  • Durgunluk korkusu
  • Çin’in yavaşlayan ekonomisi (Sıfır COVID ve Emlak krizi)
  • İran ile nükleer anlaşmanın potansiyel sonuçları

Çarşamba günü, Enerji Enformasyon İdaresi’nin açıkladığı (EIA) ABD ham petrol stokları sürpriz bir şekilde (7,1 milyon varil) düşüş gösterdi. Ancak bu yeni bir petrol rallisi için yeterli değil.

Grafik: Ham Petrol Fiyatları – Vadeli İşlemleri

petrol

Doğal Gaz vadeli işlemleri de bu haftanın başında düşüş gösterse de, yaklaşan kış öncesinde ana trendini koruyor.

Grafik: Doğalgaz Vadeli İşlemleri – Rusya Borsası

Enerji emtiaları dışında en önemli girdilerden olan demir-çelik fiyatları da düşmeye devam ediyor. Ancak trend yukarı olmayı sürdürüyor.

Tüm bu gelişmeler dahilinde, Wall Street, emtialara olan inancını sürdürüyor. Wall Street’e göre yılın son çeyreğinde emtialarda bir yükseliş hareketi yaşanabilir.

Riskler ve Belirsiz Görünüm

Çin, artan COVID vakalarına “sıfır COVID” politikasıyla yanıt verirken, ekonomik büyüme ve dolayısıyla emtialara olan talep yavaşlıyor. Bunun dışında Çin’deki emlak krizi büyük bir belirsizlik olmaya devam ediyor.

Çin sanayi üretimi Haziran’da %3.9 genişledi. Reuters anketine katılan analistler Temmuz sanayi üretiminin %4.6 genişleyeceğini öngörüyorlardı. Ancak Temmuz’da bir önceki yılın aynı dönemine göre %3.8 genişleme yaşandı. Bu da yavaşlama endişelerini arttırdı.

Stagflasyon bir risk olmaya devam etmektedir.

Çin’deki veriler, Çin Merkez Bankası’nı sürpriz bir faiz indirimi hamle yapmaya teşvik edecek kadar kasvetliydi. Üstelik, merkez bankası birkaç gün öncesinde faiz oranlarını düşürme planlarının olmadığını belirtmişti.

Wall Street’ten Görünüm

Emtia fiyatlarının temel göstergelerinden biri Sabit Vade Emtia Endeksi, UBS CMCI, Haziran ayındaki zirvesinden bu yana% 11 oranında düştü. Ancak geçen yıla göre hala %16 oranında yüksek.

UBS, analistlerle yapmış olduğu görüşmelere göre, önümüzdeki 6-12 ay boyunca emtialar için % 20’ye varan yükseliş bekliyor.

Benzer şekilde, Goldman Sachs, bir başka önemli endeks olan S&P GSCI emtia endeksi için yıl sonuna kadar %23’ün üzerinde bir ralli bekliyor.

UBS’den Mark Haefele, resesyon korkularının ortasında emtia fiyatlarının düşmesinin normal olduğunu ancak ekonomilerde “yumuşak bir iniş” yaşanabilirse emtia fiyatlarındaki düşüşün kalıcı olmayacağını ifade etti.

Goldman’ın Küresel Emtia Araştırma Başkanı Jeff Currie ise şunları söyledi:

“Bizim görüşümüze göre, makro piyasalar sürdürülemez bir çelişkiyi fiyatlıyor. Yumuşayan bir FCI [Finansal Koşullar Endeksi], daha uzlaşmacı bir FED, düşen enflasyon beklentileri ve düşen bir emtia endeksi…”

 

*Söz konusu içerik Oilprice.com’da yayımlanmıştır. İçerik çeviri yapılarak paraanaliz için derlenmiştir.

gedik

Gedik Yatırım’dan üçüncü kitap: “Değer Yatırımcılığı için Küçük Kitap”

18 Ağustos 2022 in Kitap

Christopher Browne’dan değer yatırımının el kitabı

Gedik Yatırım’ın katkılarıyla hazırlanan Christopher Browne’ın “Değer Yatırımcılığı İçin Küçük Kitap” adlı yeni kitabı Scala Yayıncılık etiketiyle raflardaki yerini aldı. Finans dünyasında yankı uyandıran kitap, değer yatırımcılığı ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmak isteyen herkes için bir başucu kitabı olarak nitelendiriliyor.

Finansal okuryazarlığı artırma hedefiyle yayıncılık projelerine destek veren Gedik Yatırım, Scala Yayıncılık iş birliğiyle Türkçeye kazandırdığı kitaplara yenisini ekledi. Christopher Browne’nın değer yatırımını incelediği Değer Yatırımcılığı İçin Küçük Kitap’ta, değer yatırımının nasıl çalıştığı, bir hisse senedinin değerinin nasıl anlaşılabileceği, ulusal ve yabancı şirketlerin muhasebe bilgilerinin yatırımcının lehine nasıl kullanabileceği ve zaman içinde portföyün nasıl dağıtılabileceği gibi konular ele alınıyor.

Kitabın sunuş yazısında “Gedik Yatırım olarak bilgiye yatırımın uzun vadede her zaman en yüksek getiriyi ürettiğine inanarak finansal okuryazarlığa katkılarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” cümlelerine yer veren Gedik Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO Onur Topaç, bugüne kadar yaptıkları çalışmaları ise şöyle aktardı:

“Tüm dünyada değerleme alanında ‘üstat’ olarak kabul edilen Aswath Damodaran’ın iki kitabının ardından, şimdi de Christopher Browne’nın değer yatırımını ele aldığı Değer Yatırımcılığı için Küçük Kitap yayınına destek vererek, bir yıl içinde üç kıymetli kitabın Türkiye’de finans okurlarına ulaşmasına katkıda bulunmuş oluyoruz. Doğru ve yerinde seçimlerle, finans okurlarının kütüphanelerine başucu kitabı olarak yerleşecek yayınlarla ilerliyor olmamız motivasyonumuzu daha da güçlendiriyor.”
Demir ihracatında Rusya fırsatı

Demir ihracatında Rusya fırsatı

16 Ağustos 2022 in Reel Sektör, Sektör Analizi

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve İDDMİB Başkanı Çetin Tecdelioğlu, demir ve demir dışı sektörünün Türkiye ihracatında ciddi bir katma değer yaratan sektör olduğuna işaret ederek, kilogram başı ihracat birim fiyatının 4,75 dolara ulaştığını bildirdi.

Türkiye genelinde ihracatın kilogram başı ortalamasının 1,4 dolar civarında olduğu göz önüne alındığında sektörün yarattığı katma değerin çok daha net bir şekilde ortaya çıktığını aktaran Tecdelioğlu, “Demir ve çelikten yapılan ocaklarda dünyada üçüncü, Avrupa’da birinciyiz. Alüminyum ev gereçleri ve kullanılan eşyaya baktığımızda dünyada beşinci, Avrupa’da üçüncüyüz. Paslanmaz çelik ve sofra malzemelerine baktığımız zaman da aynı şekilde Avrupa’da üçüncü sıradayız. Bunlar çok ciddi rakamlar.” ifadelerini kullandı.

Rusya’dan Türkiye’ye ciddi talep var

“Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı tasvip etmiyoruz, insanların orada zarar görmesini istemiyoruz ama ticari yönden de ambargodan dolayı bu durum Türkiye’ye demir ve demir dışı ihracatında önemli fırsatlar yaratacaktır.

Rusya’nın ithalatına ve ona ambargo uygulayan ülkelerle ilgili tablolara baktığımızda bizim için çok büyük bir talep çıkıyor. Almanya’dan, İtalya’dan, Fransa’dan alamadıklarını bizden alıyorlar.

Ayrıca, birçok AB firmasından Rusya’ya Türkiye üzerinden ürün satmayı planlayan firmalar var. Onlar Türkiye’yi bir depo ve köprü olarak kullanmak istiyorlar. Diğer yandan Ruslar da tedariki Türkiye’den yapmak istiyor. Bunu iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Türkiye sanayisi ve ihracatı için tarihi bir fırsat.”

Demir ve demir dışı sektörünün toplam ihracat içerisindeki payının yüzde 6,2’ye yükseldiğini aktaran Tecdelioğlu, sanayi sektörleri arasında en çok ihracat yapan altıncı sektör olduklarını vurguladı.

 

(Demircelik)

Çin’deki gelişmelerin demir-çelik sektörüne etkisi

16 Ağustos 2022 in Reel Sektör, Sektör Analizi

Dalian ve Singapur demir cevheri vadeli işlemleri, Çin’deki spot fiyatların desteklenmesiyle Perşembe günü yükseldi, ancak çelik üretim bileşenine yönelik talepteki toparlanmanın sürdürülebilirliği konusunda şüpheler devam ediyor.

Çelik üreticileri, artan marjlar ve inşaat sektöründen gelen talep nedeniyle son günlerde atıl durumdaki yüksek fırınlarından bazılarını yeniden başlattı.

Ancak çelik ürünleri ve malzemeleri için orta vadeli talep görünümü 3 sebepten dolayı belirsizliğini koruyor:

  • Çin’de emisyonları azaltmayı amaçlayan zorunlu çelik üretim kesintileri,
  • Çinli müteahhitleri kapsayan mali kriz ve
  • COVID-19 karantinaları

SinosteelFutures analistleri hazırlamış oldukları notta, “Mamul ürünlere yönelik talebin üretimin yeniden başlamasını sürdürüp sürdüremeyeceği hala şüpheli” dedi.

Gayrimenkul Sektörü Belirleyici

Çin Ulusal İstatistik Bürosu (NBS) tarafından yapılan açıklamaya göre, Çin’de gayrimenkul sektörüne yapılan toplam yatırım bu yılın Ocak-Temmuz döneminde yıllık %6,4 düşüşle 1 trilyon dolar seviyesinde yer aldı.

Aynı dönemde Çin’de satılan ticari gayrimenkul alanı yıllık %23,1 düşüşle 781milyon m2 olarak kaydedildi.

Çeliğe yönelik güçlü bir talep gösteren başlıca sektörlerden olan gayrimenkul sektörü ülkedeki Covid-19 salgınından olumsuz etkilenirken, özellikle başlıca birkaç müteahhitin borcunu ödeyememesi de sektörü olumsuz etkileyerek çelik talebini zayıflattı.

Kemerler sıkıldı: Seyahat ve ‘gereksiz’ tüketimin payı tüm dünyada düşüyor

16 Ağustos 2022 in Dünya Ekonomisi

Digital River tarafından enflasyonun satın alma alışkanlıklarını nasıl etkilediğine ilişkin yapılan bir araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 49’u seyahat masraflarını azalttı. Yüzde 40’ı ise yaz tatili harcamalarını kıstı.

ABD, İngiltere ve Almanya’dan katılımcılarla yapılan araştırmaya göre artan fiyatlar karşısında “şimdi al, sonra öde” seçeneğinin kullanımı da arttı.

ABD

ABD’li yetişkinlerin neredeyse yarısı (%45) mali durumlarının son 12 ayda daha da kötüleştiğini düşünüyor.

Katılımcıların %39’u mali açıdan rahat olduğunu düşünüyor. %25 zor durumda olduğunu ve %34 ise idare ettiğini düşünüyor. (Rahat olduğunu düşünmeyenlerin oranı: %69)

Son 6 ayda katılımcıların %67’si gereksiz harcamaları kısarken, %49’u seyahat harcamalarını kısmış durumdadır.

Grafik: ABD’li katılımcıların son  6 ayda kısmış olduğu harcamaların dağılımı

enflasyon

İngiltere

ABD’li yetişkinlerin neredeyse yarısı (%46) mali durumlarının son 12 ayda daha da kötüleştiğini düşünüyor.

İngiltere’deki yetişkinlerin %47’si mali açıdan rahat olduğunu düşünüyor. % 17’si zor durumda olduğunu ve %35 ise idare ettiğini düşünüyor. (Rahat olduğunu düşünmeyenlerin oranı: %52)

Son 6 ayda katılımcıların %58’i gereksiz harcamaları kısarken, %37’si seyahat harcamalarını kısmış durumdadır.

Grafik: İngiltere’de katılımcıların son  6 ayda kısmış olduğu harcamaların dağılımı

enflasyon

Almanya

ABD’li yetişkinlerin neredeyse yarısı (%45) mali durumlarının son 12 ayda daha da kötüleştiğini düşünüyor.

İngiltere’deki yetişkinlerin %55’i mali açıdan rahat olduğunu düşünüyor. % 17’si zor durumda olduğunu ve %27 ise idare ettiğini düşünüyor. (Rahat olduğunu düşünmeyenlerin oranı: %44)

Son 6 ayda katılımcıların %61’i gereksiz harcamaları kısarken, %43’ü seyahat harcamalarını kısmış durumdadır.

Grafik: Almanya’da katılımcıların son  6 ayda kısmış olduğu harcamaların dağılımı

enflasyon

 

(Digital River)

Piyasa bozuluyor ancak kripto varlıklara para girişi sürüyor (Financial Times)

13 Ağustos 2022 in blockchain, Kripto Para

İngiltere’nin en büyük varlık yönetim şirketlerinden Abrdn, İngiltere’de regülasyonlara uygun tek dijital menkul kıymetler borsası olan Archax‘ın hissesini satın aldı. (Abrdn, 2021 itibariyle 535 milyar sterlin büyüklüğünde varlık yönetiyor. Dünya çapında 5.000’den fazla çalışanı ve 1 milyondan fazla hissedarı mevcut.)

Londra merkezli ilk dijital menkul kıymetler borsası olan Archax, yaptığı açıklamada, en büyük dış hissedarının Abrdn olduğunu söyledi. Söz konusu hisse alımı, Abrdn varlık yönetim şirketine, yönetim kurulunda temsil edilme hakkı sağlayacak.

Geleneksel finansman kuruluşlarının dijital menkul kıymetlere yönelmesi bir süredir dikkat çekiyor.

Son zamanlarda yaşanan gelişmeler

a. Dünyanın en büyük varlık yöneticilerinden BlackRock 11 Ağustos tarihinde resmi web sitesinden yaptığı açıklamada, kurumsal müşterileri için bir Bitcoin fonu başlattığını duyurdu.(Black Rock, Ocak 2022 itibariyle10 trilyon ABD doları tutarında varlık yönetmektedir. )

BlackRock yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Dijital varlık piyasasındaki keskin düşüşe rağmen, kurumsal müşterilerimizin bu varlıklara verimli ve masrafsız bir şekilde erişim sağlayacakları konusunda ilgisini görüyoruz.”

b. The Charles Schwab Corporation, kripto odaklı ETF’ini duyurdu. Şirket tarafından yapılan basın açıklamasına göre ilk ETF, 4 Ağustos’da New York Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem görmeye başlayacak. (Charles Schwab, 8,5 trilyon ABD dolarının üzerinde varlık yönetmektedir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük 7. bankacılık kurumudur.)

c. Yaklaşık beş yıldır dijital varlık saklama hizmetleri sunan Fidelity, Nisan ayında emeklilik fonları arasında bitcoin tercihi ekleyeceğini duyurdu. Yeni Bitcoin emeklilik yatırım planı, yılın ilerleyen aylarında kullanıma açılacak. Wall Street Journal’ın haberine göre Fidelity ile ilişkili 23 binin üzerinde şirket,emeklilik fonlarında Bitcoin’i tercih edebilecek. Birikim hesaplarında BTC’ye yer ayırma teklifi çalışanların onayını alırsa, hesap sahipleri portföyünün yüzde 20’ye kadarını Bitcoin’e ayırabilecek. (Fidelity, 1946 yılında kurulmuştur. Aralık 2021 itibariyle 11,3 trilyon ABD doları tutarında varlık yönetmektedir. )

Değişen Dünya

Dijital varlıkların, kripto para birimlerinin toplam piyasa değeri, Kasım ayında yaklaşık 3,2 trilyon dolardan 1 trilyon doların altına düşmüştü. 2.2 trilyon dolar acımasızca yok olmuştu. Yeni dijital teklifler ve girişimler, bu gelişmelerden sonra ortaya çıkmaya başladı.

BlackRock’un kurucusu Larry Fink, 2017 yılında “Bitcoin size dünyada kara para aklama için ne kadar talep olduğunu gösteriyor” diyerek, şüphelerini dile getirmişti.

DA Davidson’da kıdemli araştırma analisti olan Chris Brendler, “Büyük varlık yöneticileri, yıllardır neredeyse alay konusu olan dijital varlıkları, gerçek bir yatırım olarak görmeye başlıyor. Bunun önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Yatırımların iki sebebi mevcut

Charles Schwab’ın yetkilisi David Botset, “Spekülatif bir yatırım olduklarını biliyoruz, ancak bunu uzun vadeli bir trend olarak belirledik” dedi.

Abrdn’de anlaşmanın sonuçlandırılmasında etkili olan ismi Russell Barlow, “Bizim görüşümüz, bir sonraki büyük gelişme, elektronik ticaretten dijital borsalara ve dijital menkul kıymetler yoluyla ticarete geçiş olacağı yönünde” dedi. “Başlangıçta orada olmak bizi gerçekten güçlü bir konuma getirecek.”

 

*Söz konusu yazı, “Asset managers bet big on crypto despite market rout” ismiyle Financial Times’da yayımlanmıştır. Söz konusu içerik çeviri yapılarak derlenmiştir.

(Sosyal ParaAnaliz)

borsa, bist100

ANALİZ: Son 1 ayda endeksi yenen fonlar (BIST100)

12 Ağustos 2022 in Borsa

14 Temmuz – 11 Ağustos tarihleri arasında, son 1 aylık süreçte endeks 2.383 puandan 2.868 puana yükseldi. Endeks, bu dönemde yatırımcılara yaklaşık %20,3’lik bir getiri sundu.

Grafik: Son 1 ay BIST-100 Yükselişi

Aynı tarihler arasında, hisse senedi yoğun fonların performansına bakıldığında, son 1 ayda en çok getiri elde eden fonların sıralaması aşağıdaki gibidir.

Grafik: Hisse senedi yoğun fonların son 1 aylık performansı (Son 1 ay – En yüksekten düşüğe)

Son 1 aylık endeks getirisi baz alındığında (%20.3), 75 adet hisse senedi yoğun fondan endeks üstü getiri elde eden 16 adet fon olduğu görülmektedir.

Bu da var olan fonlar arasında %20’lik bir kısmının endeks üstü getiri elde ettiğini göstermektedir.

 

(Sosyal Paraanaliz)

ABD, Çin ve ardından Kanada ve Yeni Zelanda’da Konut Krizi (The Globe and Mail)

8 Ağustos 2022 in Çevirilerden Seçmeler, Dünya Ekonomisi

Yeni Zelanda ve Kanada konut piyasasının birçok ortak noktası mevcut. Her ikisinde de bazı evler dünya ortalamasına göre uygun fiyattaydı. Her ikisinde de pandemi sırasında konut fiyatları inanılmaz arttı. Her iki ülkede de ev sahipliği oranı gittikçe düşüyor. Yeni Zelanda’da ev sahipleri ve spekülatörler piyasaya hakim olduğu için, ev sahipliği oranı Kanada’ya göre daha da düşüyor.

Konut piyasasındaki bir yavaşlama, her iki ülkede de konut sorununu sihirli bir şekilde çözmeyecektir. Çünkü artık konut fiyatları orta sınıf ailelerin erişemeyeceği bir yerdedir.

Yeni Zelanda’da pandemiden önce konut fiyatları, gelişmiş ülkelere göre çok uygundu. Bu yüzden birçok Yeni Zelanda’lı konut yatırımı yaptı. Başbakan Jacinda Ardern, 2017’de iktidara geldiğinden beri, ev fiyatları yaklaşık yüzde 60 arttı.

Yeni Zelandalılar büyük ölçüde müstakil evlerde yaşıyor veya kiralıyor. Daha fazla insan aynı evi paylaştıkça konut sahipliği oranı gittikçe düşüyor. Kendi evlerine sahip olan hanelerin oranı son yirmi yılda yüzde 74’ten yüzde 65’e düştü. Bu oran, 1950’lerin başından beri en düşük oran. Kanada’da bu oran 2011’de yüzde 69 seviyelerindeyken 2016’da yüzde 67 seviyelerine geriledi.

Haziran ayında Yeni Zelanda’da ortalama ev fiyatı, tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 683.000 dolar civarındaydı. Yeni Zelanda’da yıllık ortalama ücret 62.000 dolar civarındadır.

Kanada’da ise ortalama ev fiyatı 665.850 dolar civarındadır. Bununla birlikte, OECD verilerine göre, Kanada’da yıllık ortalama ücret 70.000 dolar civarındadır.

Her iki ülke de son aylarda ev fiyatları kısmen düşmektedir ancak yüksek faiz oranları, satın alınabilirliği her iki yerde de düşürüyor.

Bozulan sosyal doku

Yeni Zelanda’nın abartılı ev fiyatları bir gecede ortaya çıkmadı. Fiyatlar son yirmi yılın çoğunda istikrarlı bir şekilde arttı. Başbakan Ardern, on yıl içinde 100.000 ev inşa etme sözü verdi ancak program başarısızlıkla sonuçlandı. İlk beş yılında sadece 1.000 ev teslim etti.

Yeni Zelanda, ulusal bir konut takıntısından muzdarip. Bir mülk satın almak, ülkedeki nihai başarı işaretidir.

Ekonomik sorunlardan daha da kötüsü, sosyal huzursuzluktur. Ülkede yoksulluk oranı gittikçe artıyor ancak sosyal yapı buna ayak uyduramıyor. Çete şiddeti daha fazla haberlere konu oluyor. Bu, ülkenin erozyona uğrayan sosyal dokusunun bir yansıması oluyor.

Artan kalabalık yaşam ve standartların altındaki konutlar, sağlık yaşamını da olumsuz etkiliyor. Yeni Zelanda’da birkaç günde bir romatizmal ateş vakaları teşhis ediliyor. Vakaların neredeyse tamamı Aborijin çocuklarında ortaya çıkıyor.

Politikacılar sözler verdiler ancak henüz onları etkili programlarla desteklemediler. Her iki ülkede de politikacılar, konut krizinin bir felakete dönüşmemesine dikkat etmelidir.

 

(Kaynak: The Globe and Mail)

Demir-Çelik sektörü piyasa tahmini (Eurometal, Goldman Sachs)

7 Ağustos 2022 in Raporlar, Reel Sektör, Sektör Analizi

1. HRC fiyatları 2021 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren düşmeye devam ediyor. 2021 yılının Eylül ayında 1940 dolar civarında olan HRC, şu an vadeli piyasada 800 dolar civarında işlem görüyor.

2. Şüphesiz ki bu durum demir-çelik şirketlerinin kar miktarını etkiliyor. Aşağıdaki grafikte dünyanın farklı bölgelerinde önde gelen demir-çelik üreticilerinin faiz, vergi ve amortisman öncesi kazancı (EBITDA) yer alıyor. Buna göre ilgili firmalar için kar miktarı en yüksek dönem yaklaşık 20.000 $bn ile 2021 yılının üçüncü çeyreğinde gerçekleşmiştir. 2022 yılının ikinci çeyreğinde kayda değer bir düşüş olmasa da, özellikle dördüncü çeyrek için 10.000 $bn EBITDA tahmini ile yarı yarıya bir düşüş beklentisi mevcut.

3. Aşağıdaki grafikte Avrupalı demir çelik üreticilerinin 2022 yılı FAVÖK marjı yer alıyor. Buna göre Temmuz ayında marjlar yaklaşık %15 kadar gerilemiştir.

4. HRC fiyatları 1940 dolar seviyelerinden  800 dolar seviyelerine kadar geriledi ancak piyasa beklentisi düşüşün 2023 yılı boyunca da devam edeceği yönünde. Piyasa tahmini 2023 yılının Aralık ayında HRC fiyatlarının 550 dolar olması yönünde. Bu da düşüşün aşağı yönlü olarak %25-30 daha devam edebileceği anlamına geliyor.

Konuyla bağlantılı olarak Eurometal isimli haber kaynağına konuşan bir üretici şu ifadeleri kullandı: “Fiyatlar ucuz olabilir ancak stoklar çok şiştiği için kimsenin satın alma imkanı yok. Artan üretim maliyetlerinde fiyatların da artması gerekiyor ancak mevcut talep seviyelerinde bu mümkün değil. Tüketicilerin yeterli satın alma gücü yok. Konut piyasası için de otomotiv piyasası için de durum benzer”.

5. Aşağıdaki grafikte bölgelere göre kapasite kullanım oranı yer alıyor. Avrupa ve Karadeniz bölgesindeki düşüş dikkat çekici. Avrupa’da artan enerji maliyetlerinin düşüş de etkili olduğu, Karadeniz bölgesinde ise mevcut savaşın etkili olduğu yorumu yapılabilir.

6. Fiyat ve FAVÖK oranındaki düşüşe rağmen en büyük 5 üreticinin ton olarak ürettiği demir cevherinde düşüş beklenmiyor.

7. Son olarak aşağıdaki grafikte, dünyanın farklı bölgelerindeki önde gelen üreticiler için Goldman Sachs tarafından yayımlanmış hedef fiyatlar yer alıyor. 20 firmadan 9 tanesi için “AL” önerisi verilmiş. Bunlardan EREGL, 32 TL hedef fiyat, %19 prim potansiyeli ile “AL” önerisi verilenler arasında yer alıyor.

 

*Söz konusu içerik, Eurometal, Steel Industry News ve Goldman Sachs sektör raporunda yer alan bilgilerden derleyerek oluşturulmuştur.

Çin-Sovyet İlişkileri (Medya Günlüğü)

7 Ağustos 2022 in Genel

1979 basımı ‘Sovyet-Çin İlişkileri: Altmışlarda Neler Oldu?’ kitabında Sovyet yazar O. İvanov (*) bu iki ‘kızıl’ ülke arasındaki ayrılığı Sovyetler açısından değerlendiriyor. Kitabın basım tarihi önemli çünkü tam da bu tarihlerde, Çin-Sovyetler ayrışması Türkiye solunu da bölüyor ve hatta onu sol içi şiddete sürüklüyordu. 1979’a gelindiğinde ABD’yle uzlaşma yoluna gidilmiş; Çin, yabancı sermayeye açılmıştı. Yine de tartışması ve yarattığı çatışma o yıllarda bile sürüyordu. Ayrışma, ‘sosyal emperyalist’ SSCB’ye karşı ABD’yle yakınlaşma gibi bir sürece girip Mao’nun ölümünden sonra hız kazanmıştı.

Bu ayrılığın Türkiye ve dünya soluna verdiği zararı ABD başta olmak üzere hiçbir kapitalist ülke ver(e)memiştir. Sonunda birbirini ‘kapitalizmle uzlaşma’yla, ‘sosyal faşizm’le, ‘sosyal emperyalizm’le, ‘revizyonizm’le vb. suçlayan iki güç, Çin örneğinde daha erken ve adım adım, Sovyetler örneğinde ise daha sonra ve hızla kapitalizme geçişi yaşadı. Bugün bu tartışmalar tarih olmuşken, yine de bunların siyaset bilim, dünya düzeni ve Çin-Rusya ile Çin-Orta Asya ilişkileri araştırmaları için önemi sürüyor. Kimin haklı kimin haksız olduğunun ise bugün için hiçbir önemi yok; çünkü sonuçta iki ülke de o ya da bu biçimde kapitalist dünya düzeniyle bütünleşti.

Kitapta Sovyetler ile Çin arasındaki sınır anlaşmazlıkları ele alınmakta ve aşağıdaki görüşlere yer verilmekte. Bu görüşlerin bugün Çin’in Pasifik’teki saldırganlığı dolayısıyla güncelliğini koruduğunu söyleyebiliriz:

“Toprak sorunları konusunda Maocu (Maoist) tutumu incelersek Çin’in tarihine bakarak, Çin imparatorlarının yayılma özlemlerini ve birçok komşularının vasalları olduğu Çin imparatorluğunun altın çağını geri getirmeyi düşleyen Çin milliyetçilerinin, şovenist istemlerini dikkate almak gerekir. Kazaen, Pekin’in, bu tür düş ve özlemlere dayanan karanlık mantığını izlersek, şimdiki Asya haritasını yeniden parçalara bölmek gerekecektir. Haritanın yeniden gözden geçirilmesi için hangi dönem temel olarak alınacaktır : Çin devletinin küçük bir toprağı olduğu dönemi mi? yoksa feodal Çin’in tüm komşu ülke ve alanlara yayıldığı en güçlü dönemini mi? Maocuların toprakla ilgili şikayetlerinin ardında uzak geçmişe dayanan ve “Büyük-Han Hegemonyası” olarak tanımlanabilecek genişleme emellerinin yattığı açıktır; bu da, Maocuların Anti-Sovyetizm kışkırtmalarını açıklamaktadır.” (s. 34)

1970’lere gelindiğinde Çin, Sovyetlere karşı toprak talebinde bulunuyordu ve referans noktası, eski imparatorluk sınırlarıydı. Moğolistan, tarihsel süreçte ikiye bölünmüş, bir taraf Sovyet Cumhuriyeti olmuş, diğer taraf Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde İç Moğolistan olarak kalmıştı. Kitapta, Çin-Hindistan sınır anlaşmazlığına da değiniliyor.

Çin ile Sovyetler arasındaki bir diğer anlaşmazlık ise, Uygurlardan ileri geliyordu. Uygurlar, Çin’deki baskılara dayanamayıp sınırı geçiyor ve Sovyetlere sığınıyordu. Bu göç, kitaba göre Çin sınır görevlilerince destekleniyordu; diğer bir deyişle zor koşullarda gizlice gerçekleşmiş değildi. Kitabın yazarı, Çin’in Sincan’ı nükleer denemeler için kullanmayı planladığını ve göçlerle bölgeyi halktan arındırmak istediğini belirtiyor.

Yazara göre, Çin ile Sovyetler arasındaki ideolojik farklar büyük değildi, bunlar barışçıl bir biçimde çözümlenebilecek sorunlardı. Ancak Çin milliyetçiliğinin yükselişi dolayısıyla, ideolojik farklar yaratıldı ve abartıldı. Öte yandan, iki ülkenin de başından beri farklı devrim yollarından yürüdüğü düşünülürse, bunun tam da doğru olmadığı akla gelebilir. Yine de, Sovyetlerin Vietnam’la bir sorun yaşamaması, ayrılığın ‘devrim yolları’ farkından köklendiği görüşünü yanlışlar.

Kitap şöyle bitiyor:

“Sovyet – Çin ilişkilerinin kötüleşmesi doğal bir oluşum değildir. Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında dostluk ve iş birliği için bütün veriler mevcuttur. Bu iş birliği her iki ülkenin ve tüm dünyada devrimci sürecin yararına olacaktır. Sovyet halkı, Çin halkına karşı her zaman derin saygı ve içten dostluk göstermiştir. Sovyet halkı Çin Komünist Partisi ile Çin Halk Cumhuriyeti’ni, Çin Komünist Partisinin başındaki milliyetçilerle eş tutmamaktadır. Sovyetler Birliği’ne, S.B. Partisine ve dünya komünist hareketine yapılan zehirli ve iftiracı saldırıları da Çin halkının ve komünistlerinin gerçek tavrıyla eş tutmamaktadır. Sovyet halkı, Çin dramının tarihsel bir geçiş dönemi olduğuna ve sosyalizm davasının bütün güçlüklere rağmen Çin toprakları üzerinde zafere ulaşacağına inanmaktadır. Tarih boyunca Çin halkı büyük ve kahraman bir ulus olduğunu kanıtlamıştır. Hiç kuşkumuz yoktur ki, bu ulus zorlukları yenecek, devrimin kazançlarını elde tutacak ve Çin’i gerçek sosyalist gelişme yoluna geri getirecektir.” (s. 60-61)

Elbette olayları Çin tarafından da dinlemek gerekiyor. Bu açıdan bu bölümün eksik bir bölüm olduğu ortada. Ancak kısa sürede politikalarında 180 derece sapma olan Çin’in bu geçmişi hangi lensle okuyor olacağı da önem kazanıyor. Söz gelimi, ‘Çin’in Birlik ve Beraberliği’ adlı bölümde belirttiğimiz gibi, daha önce Çin imparatoruna suikast düzenleyeni ‘halk kahramanı’ ilan eden Çin tarih yazımı, bugün onu ‘güçlü Çin’ imgesi dolayısıyla ‘vatan haini’ olarak kodluyor. Tarih, yazabilene göre yazılıyor ve ‘zamanın ruhu’na göre…

(*)  İvanov, O. (1979). Sovyet-Çin İlişkileri: Altmışlarda Neler Oldu? (çev. F. Doğu) İstanbul: Sorun Yayınları.

Not: Bu yazı yeni yayımlanan “Çin/Çifte Ejderhanın Diyarında-1” kitabımdan alınmıştır.

 

Söz konusu yazı, Ulaş Başar Gezgin tarafından, Medya Günlüğü için kaleme alınmıştır. Yazının orjinal haline buradan ulaşabilirsiniz.

FED’in enflasyonla imtihanı (Jane Knodell)

7 Ağustos 2022 in Çevirilerden Seçmeler, Dünya Ekonomisi

“Yalnızca sıkı para politikasına dayanan enflasyonla mücadele politikası başarısız olmaya mahkumdur. Yükselen faiz oranları, en iyi ihtimalle enflasyon sorununun ancak üçte birini çözebilir.”

FED, 26-27 Temmuz’daki toplantısında, 75 baz puan faiz artırılmasına karar verdi ve “enflasyonu yüzde 2 hedefine döndürme” konusundaki güçlü kararlılığını dile getirdi. Komite ayrıca “niceliksel sıkılaştırmaya” (Fed’in uzun vadeli menkul kıymetlerini azaltarak) devam etme kararı aldı.

Bu gelişmelere bakınca, artan enflasyonla başa çıkmak için tek bir “kör” aracımız var gibi görünüyor: Toplam talebi azaltmayı amaçlayan sıkı para politikası.

Mevcut çalışmalar para politikasının sınırlılıklarını ortaya koyuyor

Ancak güncel çalışmalar bu politika üzerindeki sınırlılıkları ortya koyuyor. Ekonomist Adam Hale Shapiro, San Francisco Federal Rezerv Bankası’nda bir araştırma gerçekleştirdi. Shapiro, araştırmasında, enflasyon üzerindeki arz ve talep bileşenlerinin etkilerini anlamayı amaçlıyor. Shapiro, kişisel tüketim harcaması fiyat endeksinin bileşenlerini, talebe dayalı bileşenlere ve arz odaklı bileşenlere ayırıyor.

Shapiro, ABD’de gerçekleşen son 1 yıllık enflasyonu, pandemi öncesi seviyeler ile kıyaslıyor. Buna göre, enflasyondaki farklılık üzerinde arz faktörlerinin etkisinin yaklaşık %50 olduğu sonucuna varıyor. Bu etkilerin de gün geçtikçe arttığına vurgu yapıyor. Öte yandan, pandemi öncesi ile enflasyon farkının yaklaşık üçte birinden talep faktörlerinin sorumlu olduğu sonucuna varıyor. Ve bu etkilerin de son zamanlarda azalıyor oluşuna dikkat çekiyor. Çalışmaya göre gerçekleşen enflasyon farkının geri kalanı, arz veya talep odaklı olarak açıkça tanımlanamayan diğer faktörlerden kaynaklanmaktadır.

Grafik: Enflasyon üzerindeki arz ve talep bileşenleri

Bu bulgular genel olarak doğruysa, bize yalnızca sıkı para politikasına dayanan bir enflasyonla mücadele politikasının başarısız olmaya mahkum olduğunu gösteriyor.Yükselen faiz oranları, en iyi ihtimalle enflasyon sorununun ancak üçte birini çözebilir.

Başkan Powell, 12 Mayıs 2022’de NPR’nin Marketplace programında yaptığı röportajda bunu kabul etti ve “Kontrol edebileceğimiz tek şey taleptir. Var olan politikalarımızla arzı gerçekten etkileyemeyiz” dedi.

Ancak Fed, politikalarıyla arz yönlü sorunu daha da kötüleştirebilir. AFL-CIO Baş Ekonomisti William Spriggs‘in belirttiği gibi “Bir arz şokunu talep şokuyla kontrol edemezsiniz. Fikriniz, sermaye maliyetini yükseltmeye ve daha fazla tasarruf ve daha düşük yatırım sağlamaya çalışmaksa, bu durumdan bu şekilde çıkamazsınız.”

Güncel Uygulamalar Zaman Alacak

Sektörel ve sektörel düzeydeki arz yönlü faktörleri ele almadıkça enflasyonu düşürmede başarılı olamayız. Bu alanda yapılan olumlu çalışmalar da olmaktadır. ABD’deki yarı iletkenler için teşvik oluşturma ve bilim yasası, tedarik zinciri darboğazlarını ele almayı amaçlamaktadır. Ancak bu önlemler zaman alacaktır.

Enflasyonun gıda fiyatları, enerji fiyatları ve kira fiyatlarındaki etkilerini ele almak için transfer ödemelerini kullanmalıyız. 1980’lerin enflasyon savaşıyla mücadele etmek yerine, Federal Rezerv yetkilileri mevcut enflasyon sorununu bir arz sorunu olarak yeniden ele almalı.

İyi tasarlanmış maliye politikası ve işgücü piyasası politikası (ücretli aile izni ve çocuk bakımı sübvansiyonları dahil) bu sorunu çözmede etkili olacaktır.

 

Söz konusu yazı, Jane Knodell tarafından Monetary Policy Institute Blog için kaleme alınmıştır. İçerik, paraanaliz için çeviri yapılarak derlenmiştir.

NAHB: Konut resesyonuna giriyoruz. Moody’s: Fiyatlar düşmeyebilir (Yahoo Finance)

2 Ağustos 2022 in Çevirilerden Seçmeler, Dünya Ekonomisi

Konut sektörü, Ulusal Ev İnşaatçıları Birliği’nin (NAHB) son raporuna göre, olağanüstü derecede zayıf görünüyor. NAHB CEO’su Jerry Howard Bloomberg’e verdiği röportajda konut sektörü için “Bir durgunluğa giriyoruz” ifadelerini kullandı.

Konut sektörü, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana her durgunluğa öncülük ediyor

Konut sektörü, Amerikan ekonomisinin ayrılmaz bir parçasıdır. NAHB’ye göre, konut faaliyetleri her yıl gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) % 15 – % 18’ine katkıda bulunuyor. Dolayısıyla, sektördeki yavaşlama, ekonominin geri kalanını aşağıya çekiyor.

Howard’a göre, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana her durgunlukta, konut sektörünün yavaşlaması rol oynadı.

Derneğin son raporu, alıcıların ve inşaatçıların her ikisinin de piyasadan çekildiğini ve bunun da yaklaşan durgunluk için öncü bir gösterge olarak kabul edilebileceğini gösteriyor. İnşaatçılar, arz ve talep yönünden baskıyla karşı karşıya.

Talep cephesinde, potansiyel ev alıcıları piyasadan çekildi. Mevcut konut satışları Haziran ayında %5,4 düştü. Bu arada, artan faiz oranları nedeniyle borçlanma kapasitesi kısıtlandı. Ortalama konut kredisi faiz oranı artışı, son 35 yılın en hızlı artışı oldu. 15 yıllık sabit faizli bir konut kredisi, % 2,2 seviyelerinden % 4,8 seviyelerine hızlı bir şekilde geldi. Bu durumlar, talebi azalttı.

Öte yandan, tedarik zinciri ve işçilik maliyeti kaynaklı olarak yeni ev inşa etme maliyeti artmaya devam ediyor. NAHB anketine göre, ev inşaatçılarının piyasa duyarlılığı Haziran ayında 12 puan düştü.

Tehlikeli bir durum

Howard, hem talep hem de arz yönlü faktörlerdeki temel zayıflığın “tehlikeli bir durum” yarattığını söyledi. Konut sektörü tarihsel olarak ekonomiyi sadece durgunluğa sürüklemekle kalmadı aynı zamanda ülkeyi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana her durgunluktan çıkardı. Bu sefer iyileşme daha yavaş olabilir.

Endüstriyi rahatsız eden işgücü eksikliği ve tedarik zinciri kesintilerine kolay bir çözüm yoktur. Bu sorunlar devam ederse, ekonomik toparlanma daha uzun sürebilir. Howard, düzenleyicilerin büyümeyi yeniden canlandırmak için dâhil olmaları gerektiğine inanıyor.

Resesyon ev fiyatlarının düşeceği anlamına gelmez

Konut aktivitesinin düşmesi, konut fiyatlarının da düşeceğini garanti etmez. 2008’deki konut kredisi krizi bir aykırılıktır. Sapmadır. Tarihsel olarak bakacak olursak ev fiyatları inanılmaz derecede yapışkandır. Ev satıcıları kafalarındaki fiyata mümkün olduğunca uzun süre tutunurlar. Çoğu durgunluk sırasında bile, ev fiyatları düşeceğine daha da yükselir

Fortune, Moody’s Analytics verilerine göre bir çalışma gerçekleştirdi. Araştırmacılar, 2022’nin dördüncü çeyreği ile 2024’ün dördüncü çeyreği arasında 414 bölgesel konut piyasasında konut fiyatlarının nasıl değişeceğini hesapladı.

Moody’s Analytics tahmin modeline göre, 414 konut piyasası içerisinde, 210 piyasada, önümüzdeki iki yıl içinde konut fiyatları düşebilir. Buna karşılık, 204 piyasada, önümüzdeki iki yıl içinde konut fiyatlarının yükselmesi bekleniyor.

petrol

Yüksek petrol fiyatlarına alışmamız için 5 neden (Finanzen 100)

30 Temmuz 2022 in Çevirilerden Seçmeler, Dünya Ekonomisi

Enerji krizi ve Ukrayna savaşı petrol fiyatlarını yükseltti. Petrole artan talep ve rafineri eksikliği önümüzdeki yıllarda fiyatların düşmesine engel olacak gibi duruyor. Yüksek fiyatlara en azından 2-3 yıl alışmamız gerekecek.

1. Petrol talebi artıyor

Pandemide dünyadaki hemen hemen tüm ülkeler ekonomilerini kapattı. Buna bağlı olarak, petrol talebi sıfırlanmıştı. Nisan 2020’de petrol fiyatları ilk kez eksi fiyatları gördü. Pandemi azaldıkça talep yeniden arttı ve yakında Corona öncesi seviyeleri geçecek.

Uluslararası Enerji Ajansı IEA, 2023’te küresel tüketimin günde 101,6 milyon varil olmasını bekliyor. Bu miktar, 2019’dakinden %2 daha fazla.

Bu yüksek tüketimin başlıca nedeni, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin korona ile ilgili ekonomik krize karşı bir önlem olarak başlattığı devasa ekonomik teşvik programları. Büyük yatırımlar aynı zamanda hammadde talebini de artırıyor.

2. Dünya daha fazla petrole hazır değil

BP ve Total gibi şirketler artık yeni petrol sahalarının geliştirilmesine yatırım yapmıyorlar. Küresel olarak, en büyük beş petrol  şirketinin yatırımları 2013 ile 2022 arasında yarı yarıya azalarak yaklaşık 81,7 milyar dolara düştü ve bunun büyük bir kısmı yeni petrol sahalarına değil, yenilenebilir enerjilere veya diğer iş alanlarına yatırılıyor.

3. Mevcut petrol tesisleri bozuluyor

OPEC’in Mayıs ayında üretim hedeflerinin çok altında kalması Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi zengin üreticilerden kaynaklanmıyordu. Bu ülkeler dışında birçok petrol üreticisi ülke fakir durumda ve ve pandemide ekonomik ve finansal olarak ağır darbe aldı.

Örneğin Nijerya, 2021’de 2020 yılına göre daha az petrol üretti. Bunun başlıca nedeni, gerekli bakım çalışmalarının yapılamaması ve petrol endüstrisinin etrafındaki altyapının – yollardan boru hatlarına ve liman terminallerine – yavaş yavaş bozulması.

Dünya Bankası bir Mayıs raporunda , “Nijerya yüksek petrol fiyatlarından henüz yararlanmadı,” diye yazdı . Bu durum, diğer birçok petrol üreticisi ülkede de benzerdir.

4. Yeterli rafineri yok

Ham maddenin benzin, motorin, ağır yağ veya diğer ürünler olarak pazarlanabilmesi için rafine edilmesi gerekiyor. Pandemide birçok eski ve verimsiz rafineri kapatıldı. Örneğin ABD pandemi öncesine göre günde bir milyon varil daha az petrol rafine edilebilir.

Bu da, petrol fiyatlarının düştüğü, ancak yakıt fiyatlarının yükseldiği tuhaf bir duruma yol açar.

5. Yenilenebilir enerjiye geçiş daha uzun sürecek

Artık dünya, petrol ve gaz gibi fosil enerjilerden uzaklaşma ve çok daha fazla güneş, rüzgar ve benzeri yenilenebilir enerjilere yönelme yolunda. Ancak var olan enerji krizi bu gelişmeyi yavaşlatıyor.

Almanya dahil birçok ülke, yüksek yakıt ve ısınma fiyatları nedeniyle yeniden fosil yakıtları sübvanse etmeye başladı.

Buna göre petrol, hayatımızda önceden planlanandan daha uzun süre önemli bir rol oynayabilir. Sonuç olarak talep ve fiyatların yüksek kalma olasılığı çok yüksek.

 

 

İlgili Haberler:

Almanya’nın doğalgaz krizi ve etkilenecek sektörler (Reuters)

Rusya ekonomisi neden hala çökmedi? Putin yıllardır bu ana hazırlanıyor (FORTUNE)

Küresel ısınma kendini ciddi ölçüde belli etmeye başlıyor (US Climate Prediction Center)

Çin’de emlak krizi (CS Monitor)

29 Temmuz 2022 in Çevirilerden Seçmeler, Dünya Ekonomisi

Henan bankası skandalı, Çin’in 300’den fazla yüksek riskli yerel bankası üzerindeki endişeleri arttırıyor. Çin ekonomisi için, konut sektörüne olan güvenin azalması ve ipotek boykotu ciddi önemli iki sorun.

Çin’deki konut kredisi sahipleri, 100’den fazla bölgede yaklaşık 320 tamamlanmamış konut projesi için bankaları kredi taksitlerini ödememekle tehdit ediyorlar.

Çin’de, evlerin% 85’inden fazlası inşaat tamamlanmadan aylar veya yıllar önce satılmaktadır. Birçok Çinli aile, tasarruflarının büyük bir bölümünü bu evlere yatırıyor. Yıllardır istikrarlı bir şekilde yükselen konut fiyatları ve hükümetin teşvikleri, insanları konut yatırımına itiyor.

Son haftalarda yükselen boykotun merkezinde, alıcıların vaat edilen evlerin tamamlanamayacak olmasına dair şüpheleri var.

Çin’deki müteahhitler, bir projede inşaata başlamadan önce mevduat almalarını yasaklayan yeni bir karardan etkilendi. Bu durum müteahhitleri bir borç krizine sürükledi.

China News Weekly adlı haber sitesi, ülkenin doğusundaki Nanjing kentindeki bir inşaat şirketinin, çiftçilerden ön ödeme olarak, değeri 100 bin yuanı (yaklaşık 256 bin lira) geçmemek koşuluyla, bir kamyon dolusu karpuzu kabul edeceğini duyurdu.  Wuxi kasabasında başka bir müteahhit de şeftalileri ödeme olarak aldığını belirtti.

Ekonomist Liqian Ren, “Aslında ödeme yapmamakla tehdit eden kredi sahipleri, biraz umutsuz bir durumdalar” diyor. Çünkü, “Söz verdikleri evi alamadıkları için, yan tarafta bir ev kiralamak ve yine de konut kredisi borçlarını ödemek zorundalar.”

Bu gelişmelere paralel olarak Çin’de ev satışları da, arka arkaya 11 ay boyunca düştü.

Gayrimenkul, Çin ekonomisinin dörtte birinden fazlasını oluşturuyor. Sektör, Çin’in büyümeye ket vuran sıfır COVID-19 politikası gibi seçimlerden de zarar gördü.

Çin ekonomisi ikinci çeyrekte %0,4 büyüyerek iki yılın en düşük seviyesine geriledi.

Morgan Stanley’e göre ABD borsalarındaki yükseliş geçici

28 Temmuz 2022 in Borsa

Morgan Stanley, Fed kararı sonrası ralli yapan borsa için yatırımcıları uyarıyor.

Firmanın ABD hisse senedi baş stratejisti Mike Wilson, Wall Street’in faiz artırımlarının beklenenden daha erken hız keseceği fikrine ikna olmasının erken olduğunu söyledi.

Wilson, CNBC için Çarşamba günü verdiği demeçte “Fed durgunluk başlayana kadar karar almadığında, piyasa her zaman ralli yapar. Ancak bu sefer, durgunluğun başlaması çok fazla zaman almayacak. Bu yükseliş tepkileri bir tuzak olacak.” ifadelerini kullandı.

Acil Konular

Wilson’a göre, en acil konular, ekonomik yavaşlamanın şirket kazançları üzerindeki etkisi ve Fed’in aşırı sıkılaştırma riski.

Wilson, “Büyüme sinyallerinin sürekli olarak olumsuz olduğu göz önüne alındığında, piyasa düşünüldüğünden çok daha güçlü durdu. Tahvil piyasası şu an Fed’in çok ileri gideceği ve ekonomiyi resesyona sürükleyeceği gerçeğini satın almaya başlıyor.” dedi.

Sona Yakın

Wilson’un S&P 500 yıl sonu hedefi 3.900. Bu, Wall Street’teki en karamsar tahminlerden biri.

Wilson’a göre S&P 500, 52 haftanın en düşük seviyesi olan 3.636’nın altına düşmek için hazırlanıyor. Wilson, S&P 500’ün 2022 resesyon senaryosunda 3.000’e kadar düşebileceğine inanıyor.

resesyon

Resesyonun olacağını söylemek için çok mu erken? (The Economist)

28 Temmuz 2022 in Borsa, Dünya Ekonomisi, Genel

14 Temmuz’da, Lombard isimli araştırma firmasından Steven Blitz, ABD’de bu yıl bir resesyon beklediğini söyledi. Bank of America da aynı görüşü, bir gün önce paylaşmıştı. Goldman Sachs, Almanya’nın üçüncü çeyrekte de küçüleceğini tahmin ediyor.

Bu gelişmelere paralel şekilde, Google’da “durgunluk” kelimesi aramaları tarihi zirvelerde. TikTok’da ise durgunluk ortamında nasıl bireysel bütçe yapılması gerektiği ile ilgili videolar dolu.

Tüm bu gelişmeler, yaklaşan bir durgunluğun genel kabul gördüğünü gösteriyor.

Ancak bu kadar emin olmalı mıyız?

Dünya ekonomisinin resesyonda olduğunu söylemek için şu an erken olabilir mi?

Madde 1: OECD ülkelerindeki hanehalkları, tahminimize göre en az 3 trilyon ABD dolarına sahiptir.

JPMorgan Chase Enstitüsü’ne göre, ABD için, Mart 2022’de en düşük gelirli hane halklarının nakit bakiyeleri 2019’da olduğundan %70 daha yüksek.

Anketler de insanların kişisel mali durumları hakkında ekonominin durumundan daha emin göründüklerini göstermektedir. AB genelinde, hanehalklarının kendi mali durumları hakkında olumlu olma düzeyi, 1985’den bu yana en yüksek seviyelerdedir.

New York Fed tarafından yapılan bir ankete göre, Amerika’da önümüzdeki üç ay boyunca borç taahhütlerini yerine getiremeyeceklerini düşünenlerin payı, uzun vadeli ortalamasının altında kalıyor.

İngiltere Merkez Bankası (İngiltere için) ve JPMorgan Chase’in (Amerika için) izlediği tüketici harcamaları verileri ise oldukça güçlü görünüyor.

Madde 2: Zengin dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, yoksul insanların yükselen enerji fiyatlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmak için para dağıtıyor. Euro bölgesinde, hükümetler ekonomiyi GSYİH’nın yaklaşık% 1’ine eşdeğer bir şekilde canlandırıyor.

Mali Araştırmalar Enstitüsü, mayıs ayında, temel yaşam harcamalarının, en yoksul hanehalkları tarafından büyük ölçüde telafi edileceğini hesapladı.

Madde 3: İşletmelerin davranışları, makul derecede güven vericidir. Zengin ekonomilerde, mevcut açık iş ilanı sayısı, rekor seviyeye yakın. Örneğin, Avustralya’da, bir iş bulma web sitesi olan Indeed’in gerçek zamanlı verilerine göre, mevcut açık iş ilanı sayısı, pandemi öncesi seviyelerinin iki katından fazla. Amerika’da ise her işsiz insan için ikiden fazla açık pozisyon vardır. Sonuç olarak, işgücü piyasaları sıkı kalmaya devam ediyor.

Madde 4: 2021’in sonlarında ve 2022’nin başlarında, şirketler uzaktan çalışma teknolojisine büyük harcamalar yaptıkça ve tedarik zincirlerini güçlendirdikçe sermaye harcamaları patladı. Şimdi bazı firmalar ekstra tedarik kapasitesine aşırı yatırım yaptıklarına inanıyorlar. Diğerleri nakit tasarrufu yapmak istiyor.

Bir danışmanlık şirketi olan Oxford Economics tarafından finansal piyasalar, kredi koşulları ve kurumsal likidite analizi göz önünde bulundurularak yapılan anket çalışmaları, G7 ülkelerinde yapılan yatırımların bu yılın ikinci yarısında yıllık bazda yaklaşık %0,5 oranında azalabileceğini gösteriyor. Bu iyi değil ama ama tek başına bir durgunluk yaratmak için de yeterli değil. Örneğin, geçmiş durgunluk dönemlerindeki yatırım düşüşleri daha yüksekti.

SONUÇ

Karantina sonrası dünya ekonomisi, yeterince sürprizlerle doludur. Ancak pratikte hiç kimse, iş gücü kıtlığının ortaya çıkacağını veya enflasyonun 2023 yılında, güncel durumdan daha kötü olacağını tahmin etmiyor.

Karamsarlık için durum budur. Dünya ekonomisinin, daha fazla sürpriz sunması için zaman var. Bu yüzden dünya ekonomisinin resesyonda olduğunu söylemek için şu an erken olabilir.

 

*Söz konusu yazı, The Economist gazetesinde yayımlanmıştır. İçerik, çeviri yapılarak paraanaliz için derlenmiştir.

 

İlgili Haberler:

ABD’de büyük istifa dalgasından sonra büyük göç dalgası mı? (Greek Reporter)

Konut Piyasasında Durgunluk Sinyalleri (Business Insider)

Rusya ekonomisi neden hala çökmedi? Putin yıllardır bu ana hazırlanıyor (FORTUNE)

Kerem Köfteoğlu: İş İnsanları Asya Stratejisi Oluşturmalı

23 Temmuz 2022 in Genel

KÖFTEOĞLU: İŞ İNSANLARIMIZ BİR ASYA STRATEJİSİ OLUŞTURMALI
Pınar Çıtak Koygun’un AGRO TV için hazırlayıp sunduğu “Günün Raporu” adlı programa konuk olan Yükselen Asya Kulübü Koordinatörü ve China Today Türkiye Dergisi Şef Editörü Kerem Köfteoğlu girişimcilerin bir Asya stratejisi oluşturması gerektiğini söyledi. Pandeminin devam eden olumsuz etkilerine rağmen geçen yıl, Türkiye-Çin ticaret hacminin yüzde 38’lik artışla 35,9 milyar dolar seviyesine geldiğini belirten Köfteoğlu şu bilgileri verdi: “İki ülke ticaretinde sürekli Türkiye aleyhine bir durum olduğu tartışılıyor. Ticarette dengenin oturabilmesi için bizim Çin’den daha fazla yatırım çekip, bu pazarda daha aktif olmamız gerekiyor.
Dersimizi iyi çalışırsak, ticaret hacmini 100 milyar doları çıkarıp, ticarette arzulanan dengeyi de yakalayabiliriz. Bunun için girişimcilerimizin öncelikle kafalarındaki ‘uzak’ kavramını bir kenara bırakıp, uygun bir yol haritası belirlemelerinde yarar var” dedi. “Çin geçen yıl dünyadan 110 milyar dolarlık gıda alımı yaptı” diyen Köfteoğlu sonrasında şunu ekledi:“Türkiye geçen yıl Çin’e, bir önceki yıldan yüzde 65’lir artışla 381 milyon dolarlık gıda ihracatı yaptı. Bu rakamı büyütebilecek bir potansiyele sahibiz.”
Çin’in özellikle tarımda yakaladığı başarıdan alınması gereken dersler olduğuna dikkat çeken Köfteoğlu bu dersleri şöyle özetledi: “Bu başarının altında uzun vadeli planlama yapılması, teknolojiden en üst seviyede yararlanma ve köylüye-çiftçiye önem, destek ve teşvikler verilmesi gibi nedenler yatıyor. Tarımın, toprağın ve köylünün-çiftçinin öneminin farkında olan Çin’de her yıl toprak ve üretimle ilgili düzenlenen onlarca şenlik ve festivallerle bu anlaşışlar sürekli pekiştiriliyor. Kırsal alanda başarıyı yeniden yakalayıp kendi kendimize yeter hale gelebilmemiz için
Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün söylediği ‘Köylü milletin efendisidir’ anlayışını yeniden canlandırmamız gerek. Üç başlık altında özetlenenleri yaparsak biz de başarılı oluruz.
KUŞAK-YOL VE CIIE FUARININ ÖNEMİ
Günümüzde tedarik zincirinde yaşanan kırılmalardan dolayı Çin’in önderlik ettiği Kuşak ve Yol Girişi kapsamında Xi’an’dan kalkıp ‘orta koridor’ Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan ihracat trenlerinin daha da önemli hale geldiğini hatırlatan Köfteoğlu bu önemi şöyle özetledi: “Söz konusu trenlerle malların teslim süresi 12 güne düştüğünden dolayı maliyetlere olumlu bir etki yapıyor. Bu trenler malları teslim ettikten sonra Çin’e boş dönüyor. İhracat trenleri Çin’e dönerken onlara Türk ürünlerini yükleyip dolu gitmeleri sağlanırsa bundan hem Türkiye hem de Çin kârlı çıkar. Uzmanlar bu trenlerin yılda 100 sefer yapabilme kapasiteleri olduğunu söylüyor. Bu kapasiteyi kullanmanın yollarını bulmak
zorundayız.”
5-10 Kasım tarihlerinde Çin’in Şanghay kentinde düzenlenecek olan 5 Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın (CIIE) Türk girişimcilerine önemli fırsatlar sunduğunu söyleyen Köfteoğlu bu konuda şu
bilgileri verdi: “Bu fuar artık mal ve hizmetlerini dünya pazarına sunmak isteyenler için önemli bir vitrin haline geldi. Nitekim bunun farkında olan ABD’li şirketler, Çin-ABD arasında yaşanan ticaret
savaşlarına rağmen geçen yıldan daha fazla firmayla fuara katılacak. Bu fuar sadece Çin’e değil, Asya’ya hatta dünyaya mal satmak isteyenlerin önüne büyük fırsatlar çıkarıyor. Türk girişimcilerimiz bu fuara başta gıda, kozmetik ve tekstil ürünleri olmak üzere yüksek kaliteli markalarıyla katılmalı.
Fuara gitmeden önce görüşmeleri gereken firmaları şimdiden belirleyip fuara bir plan yapıp, yol haritalarını hazırlayıp gitmeli. Otomotiv yan sanayi alanında da Çinlilerle ortak üretim konusunu da
araştırmalarında yarar var. İşinsanlarımıza bir Asya stratejisi belirlemelerini öneriyorum. Bunu yapanlar, ‘Yükselen Asya Çağı’nda kazançlı çıkacaktır.”
Yayının Linki: https://youtu.be/5Tup-iuOWTQ
Araç çubuğuna atla