SosyalParaAnaliz

Almanya, Rusya’nın olası arz kısıtlaması için hazırlanıyor

31 Mart 2022 in Dünya Ekonomisi, Piyasa, Raporlar

Ekonomi Bakanı Robert Habeck (Yeşiller) Çarşamba günü Berlin’de doğalgaz acil durum planının erken uyarı seviyesini ilan etti.

Acil durum planına göre, üç kriz seviyesi var. Plana göre acil bir durumda hanehalkı özellikle korunacaktır.

Habeck, “Şu anda tedarik sorunu yok. Ancak yine de Rusya’nın saldırganlığının artmasına hazırlıklı olmalıyız” ifadelerini kullandı.

Habeck: Tüketiciler gaz tüketimini azaltmalı

Bakanlığa göre, şu anda tüm Alman gaz tüketicilerinin tedariki güvendedir. Ancak Bakan Habeck, “Bundan böyle ekonomik birimlerden hanehalkına kadar her kesimden tüketicilerin gaz tüketimini mümkün olduğunca azaltması gerekmektedir.” ifadeleri kullandı.

Hatırlanacak olursa, Bruegel raporunda, Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlı olmadan üretimini ve tüketimini sürdürmesinin 2023 yılında bile mümkün olduğu sonucu çıkarılmıştı. Ancak bu hedefin gerçekleşmesi için LNG ithalatının rekor seviyede gerçekleştirilmesi, ithalatın yetemeyeceği tüketim miktarları için de %10-15 seviyesinde daha az tüketimin yapılması gerekiyordu.

Almanya’da gaz tüccarları ve tedarikçileri, iletim ve dağıtım sistemi operatörleri gaz arzını sürdürmek için “piyasa bazlı” önlemler alıyor: Bakanlığa göre, bu önlemler tedarik tarafında esnekliklerin kullanılması, gaz depolama tesislerinin kullanımı ve yük akışlarının optimizasyonu şeklindedir.

Erken uyarı seviyesinin ilanının arka planı, Rus gaz arzının Batı Avrupa’ya ruble olarak ödenmesi talebindeki olası uzlaşmazlıktan kaynaklanmaktadır.

 

Epoch Times

Incognia: Birçok kripto uygulaması çok karmaşık ve güvensiz

31 Mart 2022 in DeFi Sözlük, Sektör Analizi

Incognia’ya göre, 2021’de 14 milyar dolarlık kripto para çalındı ve yasadışı adreslerde tutulan miktarlar yüzde 360 artışla 11 milyar dolara yükseldi.

Incognia tarafından hazırlanan “Mobil Uygulama Raporu”na göre Kripto para uygulamaları genellikle güvensiz olarak sınıflandırılmaktadır. Dijital kimlik doğrulama söz konusu olduğunda bile sorunlar devam etmektedir.

ABD’li BT uzmanı Incognia firması, PayPal, Venmo, Binance US, Coinbase Wallet, Crypto.com, Robinhood, FTX, SoFi, Cash App, Blockchain Wallet, BitMart ve Voyager dahil olmak üzere 21 kripto uygulamasını inceledi.

Zor kimlik doğrulaması

İncelemeye göre, kripto para uygulaması indirmeleri 2021’in dördüncü çeyreğinde ilk kez 100 milyon indirmeyi geçti.

Kullanılan uygulamaların çoğu hesapları hırsızlıktan korumak için giriş yapmayı zorlaştırdı. Test edilen mobil uygulamaların hepsi birincil kimlik doğrulama yöntemi olarak parolaları veya PIN’leri kullanıyor.

Kullanlan 15 borsa uygulamasının 13’ü, birden çok özelliği sorgulayarak güvenliğin artırılmasını sağlayan isteğe bağlı çok faktörlü kimlik doğrulamayı desteklemektedir.

Tek seferlik şifreyle SMS üzerinden yapılan doğrulama 15 borsa uygulamasından 9’u tarafından desteklenmektedir.

Her türlü doğrulama yöntemine rağmen parolalar, fintech ve kripto endüstrisindeki kayıpların çoğundan sorumlu olan sosyal mühendislik saldırılarına karşı oldukça savunmasızdır.

Rapordan elde edilen önemli bulgular ve incelenen 21 kripto uygulamasının analizi şu şekildedir:
  • İncelenen kripto borsalarının %100’ü şifre kullanıyor, %85’i şifreyi atlamak için biyometrik parola kullanımına izin veriyor
  • Kripto borsalarının %87’si isteğe bağlı çok faktörlü kimlik doğrulaması sunuyor
  • SMS üzerinden OTP: Kripto para uygulamalarının çok faktörlü doğrulaması için en yaygın kullanılan yöntem SMS üzerinden yapılan tek seferlik doğrulamadır.
  • En Düşük Cihaz Değişikliği İhtilafı: SoFi uygulaması, tüm uygulamalar arasında genel olarak en düşük Cihaz Değişikliği ihtilafına sahiptir.
  • En Düşük Parola Sıfırlama İhtilafı: FTX uygulaması, en düşük genel Parola Sıfırlama ihtilafı endeksine sahiptir.

 

Incognia

Yatırımcı sentimenti yılbaşından bu yana en yüksek seviyede

29 Mart 2022 in Genel

Yatırımcı sentimenti, 05.01.2022 – 23.03.2022 tarihleri arasında en yüksek seviye olan %32.8 seviyesinde.

1987’den beri Amerikan Bireysel Yatırımcılar Birliği üyeleri tarafından her hafta yapılan ankete göre, yatırımcı pozitif (Bullish) sentimenti %32.8 seviyesi ile yılbaşından bu yana en yüksek seviyede gerçekleşti.

Grafik: AAII Yatırımcı Sentimenti

CNN Money tarafından yayınlanan yatırımcı sentimentini ölçen “Fear-Greed” indeksi de AAII Yatırımcı sentimentine paralel şekilde seyrediyor. Buna göre yatırımcı sentimenti geçtiğimiz hafta 38 seviyesinde korku tarafındayken, şu an 49 seviyesi ile nötr bölgede yer almaktadır.

Grafik: Fear-Greed Indeksi

Geçtiğimiz birkaç ay içerisindeki olumsuz havanın kısmen toparlanma eğiliminde olduğu yorumlar yapılabilir. Toparlanmanın kalıcı olup olmayacağı, yerini dalgalı bir piyasaya ya da tekrar düşüş piyasasına bırakıp bırakmayacağı dikkatle izlenecektir.

Fear-Greed ile ilgili geçmiş tarihli veriler şu şekildedir:

Grafik: Geçmiş Tarihli Fear-Greed Indeksi

 

 

 

ANALİZ: Toparlanma uzun bir süre gündemimizde kalabilir

21 Mart 2022 in Genel

Aşağıdaki grafikte Deutsche Bank Research tarafından 4 farklı tarihte yapılan bir anket yer almaktadır. Anketin sorusu, “ABD’de resesyonun hangi tarihte başlayacağını düşünüyorsunuz?” şeklindedir.

Buna göre, en çarpıcı tarihler, 2023 ve 2024 yılı olmaktadır.

Ankete Şubat 2022 yılında cevap verenlerin %45’i resesyonun 2024 yılında başlayacağını tahmin etmekteyken; Mart ayında cevap verenlerin %44’ü resesyonun 2023 yılında başlayacağını tahmin etmektedir.

Yani aradan geçen 1 ayda resesyon tahmini 1 sene öne çekilmiştir.

Diğer grafik Morgan Stanley’in kullanmış olduğu ‘cycle’ döngü göstergesidir.

Buna göre pandemi sonrasında hızla toparlanma mevcuttur. Ancak Mevcut toparlanma bu haliyle 2004-2005 yıllarına benzemektedir. Bu da mevcut durumun birkaç sene sonra 2007 yılında olduğu gibi bir finansal krize dönüşüp dönüşmeyeceğini sorgulatmaktadır.

Aşağıdaki bir başka grafikte ise resesyon tahmininde başarılı bulunan “verim eğrisi” grafiği yer almaktadır.

Eğrinin geçmiş dönemdeki hareketlerine bakıldığında, kısa dönem faizin, uzun dönem faizin üzerine her çıkmaya başladığında yani verim eğrisi ters eğimli olmaya başladığı zaman durgunluk dönemleri yaşandığı görülüyor.

Mevcut koşullara bakıldığında verim eğrisinin bir dip bölgesi yaptığı, bu bölgeden de ters eğimli olmaya başlayabileceği beklenebilir.

Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde ve Rusya-Ukrayna gerginliği göz önünde bulundurulduğunda küresel ekonomide toparlanmanın bir süre daha gündemimizde kalabileceği düşünülebilir.

 

IMF: Ukrayna Savaşı Dünya Ekonomisini Nasıl Etkileyecek?

20 Mart 2022 in Ekonomi, Genel, Piyasa, Reel Sektör

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden kaynaklanan etkiler yalnızca insani boyutta kalmayacak. Küresel ekonomi daha yavaş büyüyecek ve enflasyonun etkileri her yerde hissedilecek.

Savaşın 3 farklı kanaldan etkileri olacaktır.

Birincisi gıda ve enerji fiyatları. Gıda ve enerji fiyatlarının yüksek olması enflasyonu daha da yükseltecektir. İkincisi, komşu ülkelerde tedarik zincirlerinin bozulması ve mülteci hareketlerinin başlaması. Üçüncüsü ise, yatırımcı belirsizliği. Yatırımcı belirsizliği, varlık fiyatları üzerinde ağırlık yaratacak, finansal koşulları sıkılaştıracak ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarına neden olacaktır.

Rusya ve Ukrayna başlıca gıda ve enerji ihracatçılarıdır. Burada yaşanan gelişmeler, petrol ve doğal gaz gibi enerji emtialarında yükselişe sebep oldu. Dolayısıyla, küresel ölçekte petrol ithalatına bağımlı ekonomiler, enflasyon baskısı hissedecektir.

Ukrayna ve Rusya dünya buğday ihracatının yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Artan buğday fiyatıyla gıda maliyetleri rekor seviyelere yükseldi.

Emtia fiyatlarının artışı dışında ekonomisinde turizme  ihtiyaç duyan ve halihazırda finansal risklere sahip ülkeler ek baskılar hissedecektir.

Gıda ve enerjideki yüksek fiyat artışları, Afrika’nın bazı ülkelerinde ve Latin Amerika’dan Kafkaslar ve Orta Asya’ya kadar bazı bölgelerde  büyük bir huzursuzluk riskini arttırmaktadır. Afrika ve Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde gıdaya erişememe riski daha da artmaktadır. IMF gelecek ay büyüme tahminlerini bu gelişmeler doğrultusunda revize edecektir.

Uzun vadede, enerji ticareti değişirse, tedarik zincirleri yeniden yapılandırılırsa, ödeme ağları parçalanırsa ve ülkeler rezerv para varlıklarını yeniden düşünürlerse, bu savaş küresel ekonomik ve jeopolitik düzeni temelden değiştirebilir. Artan jeopolitik gerilim, özellikle ticaret ve teknoloji için ekonomik dönüşüm risklerini artırıyor.

Avrupa

Rusya, Avrupa’nın kritik bir doğal gaz ihracatçısıdır. Daha geniş tedarik zinciri kesintileri olursa pandemi sonrası toparlanmayı yavaşlatacaktır.

Doğu Avrupa, finansman maliyetlerinde bir artış ve mülteci dalgası görecektir.Birleşmiş Milletler verilerine göre, Doğu Avrupa Ukrayna’dan kaçan 3 milyon insanın çoğuna ev sahtipliği yapıyor. Bu durumdan dolayı Avrupa hükümetleri mali baskılarla karşı karşıya kalabilir.

Uluslararası yatırımcıların, daha güvenli limanlar araması durumunda ise gelişmekte olan ülkeler üzerindeki baskı artabilir.

Kafkasya ve Orta Asya

Rusya’ya komşu Kafkas ülkeleri Avrupa’dan daha fazla olumsuz durumlarla karşılaşabilir.

Rusya ekonomisi ciddi zarara uğrayacağı için, komşu ülkelerin ticaretleri, ödeme sistemleri, yatırımları ve turizmleri olumsuz etkilenecektir.

Emtia ihracatçılarının daha yüksek uluslararası fiyatlardan faydalanması gerekirken, yaptırımların Rusya üzerinden boru hatlarına kadar uzanması halinde, buradaki enerji ihracatçısı ülkeler ihracatını azaltma riskiyle karşı karşıya kalacaklar.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika

Yüksek gıda ve enerji fiyatları, küresel finansal koşulları daha sıkı hale getirecektir. Örneğin Mısır, ihtiyaç duyduğu buğdayın yaklaşık yüzde 80’ini Rusya ve Ukrayna’dan ithal ediyor. Aynı zamanda bu iki ülkeden turizm geliri elde ediyor. Güncel koşulların devam etmesi halinde Mısır, gıda fiyatlarında bir artış, turizm gelirlerinde ise daralma yaşayacaktır.

Devlet sübvansiyonlarını artırmak gibi enflasyonu kontrol altına almaya yönelik politikalar, zaten zayıf olan mali hesapları baskılayabilir.  Ek olarak, kötüleşen dış finansman koşulları, sermaye çıkışlarını teşvik edebilir. Artan fiyatlar, zayıf sosyal güvenlik koşulları ve işsizlik bölgedeki bazı ülkelerde sosyal gerilimi artırabilir.

Sahra-altı Afrika

Kıta tam pandemiden yavaş yavaş kurtulurken, bu sefer savaş, toparlanmayı tehdit ediyor.

Bölgedeki birçok ülke, yüksek enerji ve gıda fiyatları, azalan turizm ve uluslararası sermaye piyasalarına erişimdeki zorluklar nedeniyle savaşın etkilerine karşı ciddi açıdan savunmasız durumda.

Bu bölge, ihtiyaç duyduğu buğdayın yüzde 85’ini Rusya ve Ukrayna’dan ithal etmektedir. Rekor buüday fiyatları bu bölge için endişe verici.

Güney ve Orta Amerika

Yüksek emtia fiyatlarının, bölgenin en büyük beş ekonomisinde (Brezilya, Meksika, Şili, Kolombiya ve Peru) halihazırda yüksek olan enflasyonu arttırması muhtemeldir. (Latin Amerika ve Karayiplerde enflasyon %8 civarındadır.)

Merkez bankalarının enflasyonla mücadelede güvenilirliği zarar görebilir.

Yüksek petrol fiyatları Orta Amerika ve Karayip ithalatçılarına zarar verecektir. Bölgedeki petrol, bakır, demir cevheri, mısır, buğday ve metal ihracatçıları için ise olumlu olabilir. Ancak, koşullar daha sıkı para politikasıyla büyüme üzerinde baskı oluşturacaktır.

ABD’nin Ukrayna ve Rusya ile çok az bağı var. Bu da doğrudan etkileri azaltıyor, ancak savaş emtia fiyatlarını artırmadan önce enflasyon zaten kırk yılın en yüksek seviyesindeydi. Federal Rezerv faiz oranlarını artırmaya başladığında emtia fiyatları daha da yükselebilir.

Asya ve Pasifik

Durumdan en az etkilenecek olan bölgelerden birisi bu bölge olabilir. Ancak Avrupa ve küresel ekonomideki yavaşlama, bölgedeki ihracatçılara ağır zarar verecektir.

Hindistan ve bazı Pasifik Adaları gibi petrol ithalatçısı ülkeler için etkiler daha fazla olacaktır. Ayrıca bölgedeki Rus turistlere bağımlı ülkeler için turizmin azalması olumsuz etkiler yaratacaktır.

Çin, Rusya ihracatının nispeten küçük bir kısmını satın alacak. Çinde yapılan mali teşvikler bu yılki yüzde 5,5 büyüme hedefini destekleyecektir. Yine de artan emtia fiyatları ve büyük ihracat pazarlarında zayıflayan talep, büyüme için olumsuz olacaktır.

Artan enerji fiyatları,Hindistanda halihazırda merkez bankasının hedeflediği enflasyonun üstünde olan enflasyonu daha da arttıracaktır.

Asya’da gıda giyatlarının artması ile yerel üretime ve pirince daha fazla güvenilecektir.

Yakıt, gıda ve gübre için sübvansiyonlar ve fiyat tavanları, şokları hafifletebilir, ancak mali maliyetlerle birlikte, pahalı gıda ve enerji ithalatı tüketici fiyatlarını artıracaktır.

Küresel Şoklar

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının sonuçları şimdiden sadece bu ülkeleri değil, bölgeyi ve dünyayı da sarstı.

IMF Genel Müdürü Kristalina Georgieva, Washington’da gazetecilere verdiği demeçte , “Şoklara daha yatkın bir dünyada yaşıyoruz. Ve gelecek şoklarla başa çıkmak için küresel toplumun gücüne ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Pandemi sonrası toparlanma zamanında bazı ülkelerdeki politika yapıcılar enflasyonu kontrol altına almak ile ekonomiyi desteklemek arasındaki hassas dengeyi kurmakta zorlanabilirler.

 

Kaynak: IMF Blog

‘Büyük fonlar’ borsalara daha fazla sahip oluyor

19 Mart 2022 in Genel

Avustralya’da yürütülen bir parlamento soruşturmasında Avustralya’nın borsasında hisse senedi sahipliğindeki artan yoğunlaşmaya dikkat çekildi. Soruşturmada yatırım ve emeklilik fonlarının artan nüfuzu vurgulandı.

Avustralya hisse senedi piyasasının mülkiyeti, giderek kurumsal yatırımcıların egemenliğine girdi.

Soruşturmada, Avustralya’nın hisse senedi piyasasının giderek daha fazla kurumsal yatırımcılar tarafından sahiplenildiği ve hanehalkının hisselerin yalnızca yüzde 11’ine sahip olduğu ifade edildi.

Raporda özellikle, 2019’da aralarında ASX 200’ün yaklaşık yüzde 14’üne sahip olan Vanguard, BlackRock ve State Street endeks fonlarındaki büyümenin altı çizildi. Diğer büyük fonlar ise tüm yerel borsanın yaklaşık %20’sine sahip.

Avustralya hisse senedi piyasasında hanehalkı hisselerin yalnızca yüzde 11’ine sahiptir.

Soruşturma başkanı Jason Falinski, meselelerin önümüzdeki yıllarda yakından incelenmesi gerektiğini söyledi. Falinski, yoğunlaşmış sermayenin rekabeti zayıflattığına dair çalışmaların olduğunu ifade etti.

Mega fonlar, piyasayı etkilemek için önemli bir güce sahip ve potansiyel olarak sıradan yatırımcılara ve tüm piyasaya zarar verebilir.

Falinski, “Finansal piyasalara az sayıda büyük yatırımcı hakimse veya aynı yatırımcı rakip işletmelerde önemli bir hisseye sahipse, rekabetin zarar gördüğüne dair kanıtlar birikiyor” dedi.

Hatırlanacak olursa, Çin kendi vatandaşlarının, ABD’nin etkileyebileceği şekilde sermaye piyasalarından zarar görmesini istemediği için devlet fonları tarafından borsanın desteklenmesine karar vermişti. İlgili yazı için tıklayınız.

 

Brisbane Times

Clancy Yeates: Firmaların alışkanlıkları enflasyonu daha da yükseltebilir

19 Mart 2022 in Genel

Enflasyonun kalıcı mı yoksa geçici mi olacağı sıkça tartışılıyor. Enerji fiyatlarında ve emtiadaki şu ana kadarki artışa bakıldığında enflasyon cininin şişeden çıktığını söyleyebiliriz.

Enflasyon uyarıları yapan işletmelerin enflasyonu hammadde ya da nakliye giderlerinde geçici bir şok olarak mı yorumladığı önemlidir. Firmalar belki de müşterileri yumuşatmak için bu uyarıları yapıyor olabilir. Çünkü maliyetleri fiyatlara yansıtarak müşterilere transfer etmek isteyebilirler.

Firmalar enflasyonist ortamda personel ücretlerini arttıracak mı?

Bu sorunun cevabı ekonomik olarak önemlidir. Çünkü bu sorunun cevabı zaman içerisinde enflasyonun azalıp azalmayacağını ya da artan fiyatlar ve ücretler sarmalına dönüşüp dönüşmeyeceği ile ilgilidir.

Merkez bankası temsilcileri işletmelerin artan maliyetlerini müşterilere yansıtmaya ne kadar istekli olduklarını sorgulayacaklar.

Enerji maliyetlerinin artması, mal nakliyesinden yolcu taşımacılığına kadar geniş bir alanı etkilemektedir. Artan benzin maliyetleri, yüksek enflasyonun temel nedenidir. Ancak fiyatlar diğer sektörlerde de artmaktadır. Maalesef ücret artışları, tüketici ürünlerindeki artış kadar olmamaktadır. İş dünyası bu konuda cimri davranmaktadır.

Artan benzin maliyetleri, yüksek enflasyonun temel nedenidir, ancak fiyatlar diğer sektörlerde de artmaktadır.

Fiyatların şu anda keskin bir şekilde artmasıyla birlikte, işletmeler agresif bir şekilde mal fiyatlarını yükseltme yolunu tercih edebilirler. Fiyatlar daha da yükselmeye devam ederse işletmeler de daha yüksek ücret artışları ödemek zorunda kalabilir.

Sürdürülebilir Enflasyon – Halkın Enflasyon Algısı

Avustralya merkez bankası başkanı Philip Lowe “sürdürülebilir” enflasyonu desteklemek için şu anki yüzde 2,3’e kıyasla yaklaşık yüzde 3’lük daha yüksek ücret artışı istediğini defalarca ifade etmiştir. Avustralya Merkez Bankası işgücü piyasasında personel ücretlerini arttıran politikaları tavsiye etmektedir.

Enflasyon maliyetinin müşterilere yansıtılmasında dikkatli olunmalıdır. Neden? Çünkü iş dünyasının ve toplumun enflasyon zihniyetinin fiyat artışları konusunda keskin bir şekilde değişmesi ciddi bir risktir. İnsanlar hızlı fiyat artışının normal olduğunu düşünmeye başlayabilirler. Bu enlasyonun kendi kendini gerçekleştirmesidir. Bu da 1970’lerde ve 1980’lerde olduğu gibi artan fiyatlar ve ücretler sarmalı riskini artırır.

Bunun tekrar olmasını önlemek için, merkez bankacıları enflasyon beklentilerini %2-3 gibi düşük bir seviyede “sabitlenmiş” tutmaktan hoşlanırlar. Şimdiye kadar, halkın enflasyonla ilgili beklentilerinin artmaya başladığına dair erken işaretler var. AMP Capital Investors baş ekonomisti Shane Oliver, savaşın dışında ekonomilerin karşı karşıya olduğu en büyük riskin enflasyon olduğunu ifade ediyor. Oliver, “Enflasyon ne kadar uzun sürerse, yerleşik hale gelme riski de o kadar büyük olur” diyor.

Ukrayna’daki savaş ve bunun petrol ve diğer emtialar üzerindeki etkisi enflasyonun önemli bir körükleyicisi olacaktır. Ancak enflasyonun kontrol edilip edilemeyeceği işletmelerin çalışanlarına ödeme yapma konusunda uzun süredir devam eden cimri  alışkanlıklarını değiştirip değiştirmemesine de bağlı olacaktır.

 

Yazının orjinal haline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Işık Ökte: Dolar ve Borsa neyi fiyatlıyor?

19 Mart 2022 in Borsa, Ekonomi, Piyasa

FED ve ABD Ekonomisi

ABD’de FED’in 25 baz puan faiz artışından sonra 6 faiz artışı daha bekleniyor. ABD’de yapılan anketlere göre Biden en fazla enflasyonun kötüleşmesinden oy kaybediyor. Burda da özellikle mazot gibi enerji emtiaları önemli.

Çin Borsası ve Rusya’dan Çıkacak Fonlar

Çin Komünist Partisi, devlet fonları üzerinden hisse senetlerini desteklemeye karar verdi. Çin’in devlet fonlarında 3.15 trilyon doları mevcut. Çin’de 200 milyon vatandaşın borsada yatırımı var. Çin, sermaye piyasaları dışında diğer sektörlerde ABD’yi geçmiş durumda. Dolayısıyla sermaye piyasaları tarafında da ABD’nin kendisine zarar vermesini istemiyor. Çin vatandaşlarının , ABD’nin etkileyebileceği şekilde sermaye piyasalarından zarar görmesini istemiyor. Bu gelişmeden sonra ABD’de yatırım gören MSI Çin yatırım fonu %21 artış gösterdi. 2022 yılının başında bu yana dolar bazında %28 değer kaybetmişti. Fiyatlamalar çok keskin gerçekleşiyor.

ABD’deki Rusya ETF’leri bir haftadır kapalı. Piyasa açıldığında buradaki para maalesef Türkiye’ye gelmeyecek. Bu paranın gidebileceği en kuvvetli yer Güney Afrika. Nitekim 16 Mart günü Güney Afrika ETF’i %8 artış gösterdi. Piyasada bu durumu öngördü ve fiyatlıyor.

Enflasyon ve BIST

Türkiye’nin önümüzdeki 1 sene içerisinde borç çevirme ve kaynak olarak minimum 76 milyar dolara ihtiyacı var. Bu yüzden Rusya-Ukrayna gerginliği esnasında Türkiye daha çok Batı tarafında pozisyon alıyor gibi gözüküyor. ABD ve Londra’da fon bulmak için çeşitli arayışlar mevcut. Maalesef bu koşullarda Türkiye’ye fon gelmesi zor olacak.

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu sermayeyi bulması için istikrarı tesis etmesi gerekir. Yatırım yapılabilir olmak için ekonomik modellere, tahminlere kaynak sağlayacak sene sonu enflasyonu gibi bilgilerin tahmin edilebilir olması gerekir. Türkiye’de sene sonu enflasyon beklentisi yerli ekonomistler tarafından %30 ile %50 arasında değişiklik gösteriyor. Yüksek derecede tahmin edilemezlik mevcut.

Türkiye’de enflasyonla ilgili tedbirler kapsamında kredi akışında azalma, kamu maliyesindeki tasarruf kalemleri gibi konuların konuşulması gerekiyor. Bunun yerine akaryakıt fiyatlarında tavan fiyat uygulaması, savaş sebebi ile ihraç edilemeyen ürünlerin iç pazara katkısı,  kobilere elektrik tarifesi gibi başlıklar konuşuluyor. Bu uygulamalar ile enflasyonla mücadele maalesef yeterli olmaz.

Borsa İstanbulda 2022 yılında TL bazında dahi 41 tane hisse negatif işlem görüyor. Borsayı ana hisseler taşımaya devam ediyor ve taşımaya devam edecek.

ABD’li Invesco dolar bazında minimum %50-60 seviyesinde zarar ile Akbank hisse senetlerini satarak %5 sahipliğin altına düştüğünü açıkladı. Üstelik Akbank hissesinde FK tahmini 2.5 seviyesindeyken. Bu durumlar Borsa İstanbul için fiyat oluşumunun maalesef çok sağlıklı olmadığını gösteriyor. Borsa’da BES fonlarının ağırlığı ve belirli hisselerdeki yoğunlaşma devam edecektir.

 

*Söz konusu yazı Integral Forextv YouTube kanalında Dr.Artunç Kocabalkan ile Işık Ökte’nin yapmış olduğu yayından derlenmiştir. Söz konusu yayın kaydına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Kirk Samson: Ukrayna’daki Savaşın Dünya Ekonomisine 5 Etkisi

16 Mart 2022 in Dünya Ekonomisi, Ekonomi, Piyasa, Politika

Ukrayna’daki savaşın yansımaları epey sürecektir. Küresel ekonomiyi etkileyecek eğilimleri şimdiden öngörebiliyoruz. Söz konusu eğilimleri 5 kategoride sınıflandırabiliriz.

1. Enerji Güvenliği / Yenilenebilir Enerji

Son birkaç haftadır, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu gazı  Rusya’dan alması nedeniyle Rusya’ya yönelik yaptırımların gecikmesine tanık olduk. Avrupa’nın Rusya’ya yeterince karşı çıkması şu an için çok zor. ABD’nin sıvılaştırılmış doğalgazı AB’ye belirli bir düzeyde enerji bağımsızlığına yardımcı oluyor ancak şimdilik yeterli değil.

AB yenilenebilir enerji kaynaklarını acil ve kararlı bir şekilde arttırmalıdır. Bu konu en başta AB’nin ulusal güvenliği ile ilgili olmaktadır.

2. Küresel Savunma Harcamaları

Ulusal güvenlik endişeleri, AB ve diğer ulusların savunma harcamalarında  büyük bir artışa yol açacaktır.

Rus zırhlı araçlarını yok eden Türk Bayraktar insansız hava araçları gibi teknolojiler özellikle küçük ulusların silah envanterlerini yapılandırma şeklini değiştirecektir.

Daha da önemlisi, Rusya’nın eylemleri, uluslararası hukukun kurallarına göre hareket edileceği fikrini boşa çıkardı. Rusya uluslararası anlaşmaları ve yükümlülükleri bu kadar yüzsüzce ihlal edebilirse bunu Çin de yapabilir. Bu durum Finlandiya’dan Filipinler’e kadar tüm ulusların planlama ve savunma harcamaları üzerinde domino etkisine neden olacaktır.

3. Buğday ve Gıda Maddeleri – Daha Yüksek Fiyat Enflasyonu

Ayçiçek yağı, mısır ve diğer temel ürünler, savaş sonucunda ya yok olacak (veya ekilmeyecek) ya da yaptırımlar nedeniye Rusya’nın iç pazarında kalacak. Dünyanın geri kalanı, belirli gıda maddelerinde büyük fiyat artışları ve kıtlıklar görecek.

Enflasyondaki küresel artış ve artan ulaşım maliyetleri ile birleştiğinde, birçok küresel gıda üreticisi şirket, her zamanki müşterileri için uygun fiyatlı ürünler sunmakta zorlanacak.

4. Siber Güvenlik ve Bilgi Savaşı

Rusya ve Çin, yıllardır siber alemde ABD ve AB ile bir gölge savaşı veriyor. Rusya’nın işgali bu savaşı gün ışığına çıkardı. ABD ve Avrupa, Rusya’dan gelen siber saldırılar ile mücadele ediyor.

Hiç kimse bu savaşta kolay hedef olmak istemiyor ve siber güvenlik konusunda yetenekli ve donanımlı şirketler, bu boşlukları olabildiğince çabuk kapatmak için can atıyor.

Rusya’nın önümüzdeki birkaç ay içinde küresel fon kaynaklarına ulaşma konusundaki çaresizliği, fidye isteyen siber saldırıların artmasına yol açabilir. Ayrıca  bu savaştan sonra dünyadaki tüm firmaların siber saldırlar konusunda hazırlıklı olması gerekecektir.

5. Daha Birleşik, Daha Cesaretli AB

Geçtiğimiz ay Avrupa Birliği için bir turnusol testi oldu. AB son on yılda bu tehdidi yeterince ciddiye almadı. Ancak Rusya’nın işgali, AB’nin yönelimlerini değiştirdi. Ekonomik açıdan bakıldığında ilerde daha birleşik ve kendinden emin bir AB’nin ortaya çıkması muhtemeldir.

Avrupa Birliği savunma alanındaki yenilikler dahil birçok değişiklikle daha agresif olacaktır. AB dış enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmak için elinden ne geliyorsa yapacaktır. (Yenilenebilir teknolojiler, elektrikli araç teknolojileri, nükleer endüstri ve hatta toplu taşıma ile ilgili teknolojiler). Bunun yanında AB ülkelerinin  dış siyaset ve iş ilişkilerinde demokratik talepler konusunda daha güçlü durmaları beklenebilir.

 

Yazının orjinal haline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Financial Times: Lehman’ın iflası, Rusya yaptırımlarının öngörülemeyen etkisinin olabileceğini gösteriyor

16 Mart 2022 in Ekonomi, Piyasa

Şu an 1994-2008 yılları arasında Lehman Brothers’ın CEO’luğunu yapan Richard S. Fuld‘un yüksek egosuna göre bir durum mevcut. Rusya’ya yönelik uluslararası yaptırımların küresel ekonomi üzerindeki potansiyel etkisini değerlendirmek için, 2008 mali krizine ve Lehman Brothers’ın iflasını incelemek önemli olacaktır.

Fuld’un 14 yıl boyunca önderlik ettiği Lehman’ın gerçekleştirdiği işlemler, finansal müdahalelerin sistematik sonuçlarını tahmin etmenin ne kadar zor olduğunu gösterdi. Finansal müdahaleler iyi niyetle yapılmış olsa bile sonuçlar öngörülenden çok daha vahim olabilir.

Eylül 2008’in başlarında Lehman, bankalararası fonlamanın kuruması nedeniyle çöküşün eşiğindeydi. Hükümetler tarafından kurtarılan birçok bankanın aksine, Lehman’ın kötü bir şekilde batmasına izin verildi. Bunda Lehman’ın geçmişte yapmış olduğu yanlış algılanan eylemler etkili oldu.  Açık olmak gerekirse, Lehman’ın çöküşü finansal krize neden olmadı. Ancak krizi derinleştirdi.

Zamanının ABD Hazine Bakanı Hank Paulson bir kurtarma çözümü bulmak yerine Lehman’ı iflasa itti. Bear Stearns için çok geçmeden kurtarılma işlemleri başlatılmıştı. Diğer bankalar da haftalar sonra ABD’nin devasa “Sorunlu Varlıkların Kurtarılması Programı” ile kurtarıldı. Ancak Lehman kurban edildi. Bunun sebebi neydi?

Bazıları CEO Fuld ve Bakan Paulson arasındaki kişisel düşmanlığın, karar verme sürecini etkilemiş olabileceğinden bahsetti. Paulson Hazine Bakanı olarak atanmadan önce Lehman Brothers’a rakip Goldman Sachs’da 7 yıl boyunca CEO’luk görevini yaptı.

Lehman’a yönelik kötü muamelenin bir başka nedeni de geçmişte, 1998 yılında Long-Term Capital‘in düştüğü durumla ilgili. 1998 yılında Rusya temerrüde düştüğünde LTCM’nin 120 milyar dolarlık borçlanması ve 1 trilyon dolarlık yatırım pozisyonu kontrolden çıktı. Hükümet bir kurtarma planı hazırladı ve krizi önledi. Bundan on yıl sonra hükümetler ve merkez bankaları ihtiyaç duyulan kurtarma planları ve müdahalelerin boyutunu çok daha fazla yükseltti.

Günümüze bakacak olursak, Putin’i yaptırımlarla cezalandırmak, haklı olmaktan daha fazlasıdır. Yaptırımların, Putin’in saldırganlığını kışkırtıcı etkisi de olabilir. Ancak sonuçlar yalnızca askeri ya da petrol fiyatları ile alakalı olmayacaktır. Buğday, tahıl, nikel ve diğer birçok emtianın artan maliyeti, her ürünün satın alınabilirliğini tehdit etmektedir. Bunun dışında, küçük, büyük; ana akım ya da marjinal birçok finansal aracı iflas edebilir. Londra Metal Borsasında nikel ticareti askıya alınabilir. Rus tahvilleri önümüzdeki günlerde ve haftalarda temerrüde düşebilir. Ve Rus mallarını içeren tedarik zincirleri iyice bozulabilir.

Bu krizin nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek, 2008 çöküşünden çok daha zor. 2008 yılında, risklerin çoğu, bankacılık sektörü içinde yer alıyordu. Bu sefer iyi denetlenen bankalar dışında finansal sistemin daha az denetlenen kısımlarında karanlık riskler doğdu.

2008’in mali etkilerini engellemek için merkez bankası politikaları yeterliydi. Şu an, pandeminin etkileri ortadan kalkmadı ve toparlanma eğilimi devam ediyor. Aynı zamanda varlık fiyatları ve borçluluk şişmiş vaziyette. Dolayısıyla 2008’e göre çok daha savunmasızız.

Yanılsamalara kapılmayın: Rus yaptırımlarından zarar gören sadece Ruslar olmayacak. Dünya, Lehman’ı hatırlamalı ve küresel bir finansal ve ekonomik şoka hazırlanmalı.

 

Yazının orjinal haline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Andrew Hecht: Doğalgaz Piyasasında Oynaklık Devam Edecek, Piyasaya Yatırım Yapmak için Alternatifler

14 Mart 2022 in Genel

Doğalgaz, 1990 yılında vadeli işlem piyasasında işlem görmeye başladı. İşlem görmeye başladığı zamandan bu yana doğalgaz fiyatları aşağıdaki grafikteki gibi seyretmiştir.

Grafik: 1990-2022 Yılları arasınd Doğalgaz Fiyatları

Doğalgaz fiyatları en son Temmuz 2008 yılında zirve yapmıştır ve daha sonra 2008 yılından bu yana bir düşüş eğilimi başlamıştır. Bu düşüş trendi 2021 yılının Eylül ayında son bulmuştur.

ABD Doğal Gaz Piyasası Dinamikleri Değişti

Doğal gaz piyasası şu an işlem görmeye başladığı 1990 yılından çok farklı arz ve talep değişkenlerine sahip.

ABD Marcellus ve Utica Shale bölgelerindeki devasa doğal gaz rezervlerinin keşfi fiyat üzerinde baskı oluşturuyor. Gazın yer kabuğundan çıkarılması için fracking gibi yöntemler üretim maliyetlerini ciddi oranda düşürmüştür. Ve gazın sıvı formda işlenmesindeki teknolojik gelişmeler büyüyen bir ihracat pazarına sebep oldu. Bu yüzden doğalgaz piyasası ABD’deki yerel bir piyasadan çıkıp küresel bir piyasa haline geldi.

LNG  talebi mevcut durumda hızla artmaktadır. Ancak arz tarafı buna ayak uyduramamaktadır. Yeni işleme rafinerileri ve terminalleri olmadan, 2040 yılına kadar ihracat için çok az yedek LNG kapasitesi mevcuttur.

Düşük Stoklarla Enjeksiyon Sezonuna Girmek

Doğalgaz piyasasında temel olarak Injection ve Heating olmak üzere iki sezon bulunmaktadır. Injection sezonu stokların yapıldığı Nisan-Ekim dönemini, Heating ise talebin en yüksek olduğu Kasım-Mart dönemini ifade etmek için kullanılmaktadır.

Grafik: Injection ve Heating Dönemlerinde Doğalgaz Stokları

Doğalgaz, önümüzdeki haftalarda başlayacak olan 2022 enjeksiyon sezonuna doğru ilerliyor.

Grafik: Haftalık Doğal Gaz Depolama Raporu

Haftalık Doğal Gaz Depolama Raporu

Grafik, stokların yapılmaya başlayacağı Injection dönemine neredeyse bir ay kala, ABD stoklarının geçen yılın %11.6 altında ve Şubat ayı sonu için beş yıllık ortalamanın %13.4 altında olduğunu gösteriyor. Üstelik söz konusu stoklar önümüzdeki haftalarda düşmeye devam edecek.

Enjeksiyon sezonuna girerken stoklar düşük ve dünya çapında talep güçlü bir hızla devam ediyor. Avrupa tedarik için Rusya’dan ABD’ye dönmeye başlarsa ve ABD yönetimi üretimin artmasına izin vermezse stoklar eksi seviyelere bile düşebilir.

Avrupa ABD Doğal Gaz Piyasası için Kritik

Almanya ve Avrupa, ısı ve elektrik için Rus doğalgazına bağımlı. Arzdaki bir düşüş fiyatları daha da yükseltebilir ve önümüzdeki haftalarda ve aylarda bir kriz yaratabilir. Marcellus ve Utica şeyllerinde katrilyonlarca fit küp doğal gaz bulunduğundan, Avrupa acil durum malzemeleri için ABD’ye yönelecek. Bununla birlikte, Biden yönetiminin Avrupa’nın enerji gereksinimlerini karşılamak için mevcut yeşil gündeminden çarpıcı bir şekilde dönmesi gerekecek.

Çok Fazla Oynaklık Bekliyoruz

Enerji emtiasında önümüzdeki yıllarda daha yüksek fiyat oluşumlarının devam etmesini bekliyorum.

Bu trend içerisinde ABD doğal gaz piyasasında pozisyon almak için en kısa yol CME’nin NYMEX bölümünde işlem gören vadeli işlemler seçenekleridir. Kaldıraçlı vadeli işlem arenasına girmeden bu işleme katılmak isteyenler için de UNG ETF bir alternatiftir.

Grafik: Doğalgaz Piyasasına Yatırım Yapan UNG ETF

UNG Günlük Grafik.

Kaynak: Barchart

Tüm bu bilgiler dahilinde doğalgaz stoklarında düşüşün devam edeceği, arz tarafında sorunların devam edeceği  ve doğalgaz piyasasının önümüzdeki zamanlarda oynak kalacağı yönündeki beklentimizi korumaktayız.

 

İlgili yazı Andrew Hecht tarafından de.investing.com için kaleme alınan yazıdan çevrilerek derlenmiştir.

Erol Taşdelen: Günah Keçisi, “Zincir Market İşi” Çok mu Karlı?

12 Mart 2022 in Genel

Birden fazla şubesi olan marketler “Zincir Market” olarak anılıyor. Ülke genelinde yaygınlığı nedeni ile BİM, A101, ŞOK, MİGROS, CarrefourSA, BİZİM TOPTAN en bilinenleri. İl ve bölgesel zincir marketler yaygın. Türkiye’de bilinen 5 büyük Zincir zinciri dışında toplam 249 zincir market bulunuyor. Bu marketlerin toplam şube sayısı ise 38 bini geçti. Zincir Marketler 1 milyon istihdam sağlıyor. Sektör içindeki pazar payları %80’derde. 1,5 trilyon TL’lık perakende sektör büyüklüğünün 450 milyar TL’lık kısmı zincir marketlere ait.

Türkiye’de son yıllarda oluşan Gıda Enflasyonun ‘Maliyet Enflasyonu‘ olduğunu bir türlü kabul etmeyen çevreler, işi getirip ‘Zincir Marketlere‘ bağladı iyi mi! Son veriler  ortada Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık %54,44’e karşılık, iki katı olan Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %105 bile enflasyonda ana sorunun Maliyet artışından kaynaklandığının belgesi niteliğinde aslında.  Gerçekler ile yüzleşme yerine ‘Algı Yönetimi‘ tercih edildi. Yataktaki hastaya “iyisin, iyisin” diyeceğiz bir süre daha belli ki. Ahalimiz acı gerçekler ile her pazara gittiğinde, çarşıya çıktığında yüzleşiyor ama “cambaza bak” söylemi ısrarla devam ediyor.

Zincir marketler suçlamalara tepkili

Zincir Marketler ‘Fahiş Fiyat’ uygulama suçlaması ile karşı karşıya kaldı. Yıllardır siyasi otorite ile kol kola olan Ülker Grubu bile “bu kadar da fazla” diye karşı saldırıya geçmek zorunda kaldı. Murat Ülker, “milletin aklıyla alay etmeyin” çıkışı yaparken; BİM yöneticisi, “Bizi töhmet altında bırakmasınlar” dedi.

Gençler bilmez bir zamanlar TANSAŞ, GİMA gibi dev market zincirleri vardı tarih oldu. GİMA’yı alan bankasında severek çalıştığım Hüsnü Özyeğin GİMA için “ticari hayatımdaki zarar ettiğim  bir girişim” olarak anlattı yıllarca.

Zincir Marketler sebep, Enflasyon sonuç mu?

İddia edildiği gibi Zincir Market işi çok mu karlı, ürünleri kat ve kat Karlılık ile mi satıyorlar? Ürünleri bu kadar pahalı ise bazı günler ahalimizin kapılarındaki kuyruklar gerçekten varlık kuyruğu mu? Zincir marketlerin bilançolarına bir bakalım dedik ve A101 dışında en yaygın beş zincir marketi mercek altına aldık. İşte meraklısına 2020-21 karşılaştırmalı bilanço ve son beş yılı kapsayan karlılık sonuçları.

Sonradan yazacaklarımızı başta yazalım bazı Zincir Marketlere alıcı çıksın davul zurna eşliğinde satar sahipleri.   

Ticaret Bakanlığı’nca 5 büyük zincir markette yumurtadan süte, makarnadan pirince, sebze ve meyveden temizlik malzemelerine kadar geniş yelpazedeki üründe ‘Fahiş Fiyat’ artışı yapılıp yapılmadığının tespiti için sık sık müfettiş görevlendirildi. Üç ay önce ürün alış fiyatları artmamasına rağmen bazı ürün gruplarında yüzde 20’leri aşan oranlarda sebepsiz yere zam tespit eden Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu, A101, Bim, Şok, CarrefourSa ve Metro Marketlere idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

Zincir Marketler Enflasyona sebep vermekten Günah Keçisi (*) ilan edildiler kısaca. Sonucu tahmin etmekle birlikte merakla bekliyorum, “Zincir Marketler sebep, Enflasyon sonuç” denmeden önce bilançolarını özetleyelim dedik.

2020 yılını MİGROS ve CarreforeSA ciddi zararla kapadı

Bilanço ana kalemlerine baktığımızda ciroların yıllar itibarıyla artmasına rağmen firmalarda Kısa Vadeli borç stokunun fazla olması faiz artış dönemlerinde ciddi finansal maliyet getirdiğini tahmin etmek zor değil. Toplam Özkaynaklarda ciddi sorun yaşayan firmalar var. Bazı yıllarda özkaynak hacmi eksiye dönen firmalar oldu. Özellikler 2020 sonunda toplam özkaynak seviyesi 33 milyona düşen MİGROS ve 17 milyona düşen  CarrefourSA sermaye artırımı yapılması gerekliliği kendini gösteriyor. 2020 yılında MİGROS 403 milyon TL net zarar ederken; CarrefourSA 304 milyon TL net zarar ile kapadı. ŞOK 271 milyon TL kar ederken içlerinden BİM 2,6 milyar TL Net Karlılık ile karlılığı en yüksek firma olma özelliğini taşıyor. BİM’in özellikle Arap ülkelerindeki marketleşme hamlesi diğer zincir marketler içinde fark yaratmış durumda. BİZİM TOPTAN yıllar itibarıyla diğerlerine göre az ama istikrarlı bir şekilde kar etmeye devam ediyor.   

2021 yılı nasıl kapandı?

2021 yıl sonu mali verilere baktığımızda MİGROS 359 milyon TL karlılık yakalarken, son üç yıldır zarar ile kapama dönemini de sonlandırmış oldu. CarrefourSA’nın zararı devam ediyor ve 430 milyon TL zarar ile son yılların en büyük zararını açıkladı. CarrefourSA’nın aynı zamanda Toplam Özkaynakları eksi 395 milyon TL seviyesine inmiş durumda. Değerlendirilen beş market zinciri arasında özkaynakları eksiye dönmüş tek firma konumunda. ŞOK Marketler 319 milyon TL Net Karlılık açıklarken; BİM 1,4 milyar TL karlılık ile içlerinde yüksek karlılık ile fark yaratmaya devam ediyor. BİZİM TOPTAN ise 83 milyon TL Net kar açıkladı.

Fahiş fiyat uyguluyorlarsa niçin zarar ediyorlar?

Geçmiş yılların açıklamam Net Karlılıklarına bakıldığında Zincir Marketlerin kar yaratmada ciddi sorunlar yaşadığını görüyoruz. BİM ve BİZİM TOPTAN dışında yıllar itibarıyla karlılığı sürekli sağlayan zincir marketi yok gibi. 2017 yılından bu güne son beş yıl net Karlılık tablosuna baktığımızda BİM ve BİZİM TOPTAN dışında kümülatif Net Kar yapan zincir market yok. Beş yıl toplamına bakıldığında ŞOK 75 milyon TL; MİGROS 830 milyon TL; CarrefourSA 1,4 milyar TL zarar yapmış durumda. Karşılaştırılan beş zincir market arasında BİM sürekli karlılık yakalayarak kümülatif 8,9 milyar TL; BİZİM TOPTAN 146 milyon TL Net Kar yapmış durumda.

A101’in durumu gizemli

A101’in ne KAP bildirimlerinde ne internet sayfasında ne de Google amcada mali verilerine ulaşılamıyor. Ulaştırılırsa seve seve onu da değerlendiririz. Zincir Marketler bu kadar enflasyon tartışmaların merkezi olup, enflasyon nedeni gösterilip Günah Keçisi ilan edilirken A101 Yeni Mağazacılık A.Ş. de mali verilerini kamuoyu ile paylaşırsa iyi olur diyelim.

Son seçimlerde meydanlara kurulan patates – soğan çadırlarındaki kuyruklar “varlık kuyruğu” diye isimlendirildi, işe yaradı mı bilinmez ama 2021’de Ekmek ve 2022’de Akaryakıt; Ayçiçek Yağ Kuyrukları akılda kalanlardan, Mutfaktaki yangın çadır kurmakla söndürülecek gibi değil, bir ara TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ öne çıkarılmaya çalışıldı o da gündemden düştü. Bilançolara bakıldığında sorunun ZİNCİR MARKETLER’den kaynaklanmadığı o kadar net ki!

*********************************

(*) Günah keçisi : Yahudi Kavmi Eski Ahit’te bahsi geçen Kefaret Günü ayinleri yapardı. İnanışa göre toplum günahlarını erkek bir keçiye yükler, uçurumdan aşağı atarak keçiyi kurban yaparlardı. Bu şekilde de günahlarından kurtulurlardı. Yapılan günahlar maskelendiği gibi sorumluluk da ortadan kalkmış olurdu. İnananlar için tabi.

Erol TAŞDELEN – Ekonomist www.bankavitrini.com

Prof.Dr. Binhan Elif YILMAZ: Varlık Fonu’ndan Kamu Bankalarına Destekte İç Borç Riski Artıyor

12 Mart 2022 in Genel

 

İç borçlanmada bütçeyi finanse eden DİBS’ler ihraç edildiği gibi, bütçe finansmanı dışında ihraç edilen ikrazen özel tertip DİBS’ler de vardır. Bu DİBS’ler nakit dışıdır, dolayısıyla Hazine yeni bir nakite kavuşmaz. İkrazen özel tertip tahviller, Hazine ile bazı kamu kuruluşları arasındaki borç-alacak ilişkileri sonucu ihraç edilirler.

Türkiye Varlık Fonu, kamu bankaları ve kamu katılım bankalarına sermaye rasyoları ve likidite yapılarını güçlendirmek amacıyla toplam 51,5 milyar TL’lik sermaye desteği sağlarken, bu desteğin kaynağı, Hazine’ce ihraç edilen özel tertip DİBS’lerin bankalara satışından elde edilecek nakit olacak.

Hazine’ce ihraç edilen ikrazen özel tertip DİBS’ler kamu bankalarına satılacak ve nakit kaynak oluşturulacak. Ardından bu nakit kaynak kamu bankaları tarafından ihraç edilip, sermaye vb tahvillerin satın alınması ya da sermaye vb kredi kullandırılması amaçlarıyla kullanılacak.

Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda kamu kurumlarının başlangıç ödeneklerinin %3’üne kadar ikrazen özel tertip DİBS ihraç edilebileceği hükmü yer alır ve Hazine ve Maliye Bakanı da bu ikrazen özel tertip DİBS’lerin kamu sermayeli bankalar ile kamu kurum ve kuruluşları arasındaki dağılımını, senetlerin vade, faiz ve diğer şartlarını belirlemeye yetkilidir. Ancak ikrazen özel tertip tahvil ihracıyla nakit dışı iç borç artar ve iç borç stoku içindeki payı yükselerek hem iç borcun yapısının değişmesine hem de kamu finansmanında risklerin ortaya çıkmasına neden olur.

Şubat 2022 itibariyle Türkiye Varlık Fonu’nun toplam nakit dışı iç borç stoku içindeki payı %91.3’e ulaşmış durumdadır. Bu pay 2020’de %85.4 ve 2019’da da %64’dü.

Ayrıca Şubat 2022’de iç borç stoku içinde nakit dışı iç borç stokunun payı %5’in üzerine çıkmıştır. Bu pay 2019’da %4,4, 2013’de ise %1’in altındaydı.

İç borç stokunda son üç yılda görülen hızlı yükseliş ile mali disiplin tehdit altındayken, bir de nakit dışı iç borçlanmaların iç borç stoku içinde artan payı kamu finansmanındaki riskleri artırmaktadır.

Prof.Dr. Binhan Elif YILMAZ

Işık Ökte: Dolar/TL ve BIST Yorumu

12 Mart 2022 in Genel

DOLAR/TL YORUMU

Enflasyon sene sonunda %60 seviyelerine çıkabilir. Bu yüzden hanehalkını enflasyona karşı koruyacak yeni bir ürün çıkması acil önceliğimiz olmalıdır.

Yaklaşık 550 milyar TL büyüklüğünde kur korumalı mevduat mevcut.

Öte yandanTürkiye CDS primleri 650-700 seviyelerinden işlem görüyor. Türkiye eurobondları ise %8-9 seviyelerinde. Yani Türkiye yurtdışında bu faiz oranlarından borçlanıyor. Dolar/TL üzerinde bu kadar ciddi baskı var.

Kur korumalı mevduat için mart sonunda şu anki Dolar/TL seviyesinden ödenecek fark 25 milyar TL civarında. Bu miktarda bir paranın Hazineden bulunması oldukça zor. Dolayısıyla Türkiye’nin yurtdışından bir parasal destek bulmaya ihtiyacı vardır.

Aksi takdirde Kur Korumalı Mevduat için 25 milyar TL fark ödenmemesi adına bir kur müdahalesi mümkün hale gelebilir.

Dolar/TL serbest piyasa enstrümanı değil. Çünkü SWAP tarafındaki sınırlamalarla yurtdışı piyasa aktörleri ortadan kalktı. Yurtdışı piyasa aktörlerinin ortadan kaldırılmasında spekülatif kur ataklarını önleme gerekçesi etkili oldu. Bu gerekçe haklı olabilir. Ancak TL varlıklara yurtdışındaki güveni de ortadan kaldırmış oldu. Örneğin bugün Rusya’dan Türkiye’ye yönelebileceği düşünülen para akımları, bu güvenin ortadan kalkması sebebi ile gelmeyecektir.

BIST’TE PİNOKYO AYRIŞMA

MSCI Gelişen ülkeler ve dünya endeksinin dolar bazında %11 gerilediği aşamada BIST yatay seyrediyor. Ancak bu konu aldatıcı olmasın. Bunun sebebi borsa endeksini 5 hissenin tutmasıdır.

Dolar bazlı getirilerde söz konusu 5 hisse ve getirileri şu şekilde:

KRDMD %47

TUPRS %18

THYAO %14

BIMAS %10

EREGL %9

Bu 5 hissenin BIST100 ağırlığı %27. EREGL tek başına BIST100’ün %11.2’sini oluşturuyor.

Bu hisseler dışında BIST’in en büyük 40 şirketi dolar bazlı olarak %7 ile %34 arasında negatif ayrışıyor. BIST100 dışı hisseler dolar bazlı %14 negatif, BIST Halkaarz Endeksi ise %13 negatif durumda.

Dolayısıyla BIST’in bu ortamda pozitif ayrıştığını söylemek doğru değil. Maalesef 5 hisse pozitif ayrışıyor.

Borsanın, mevduatın, KKM’nin hanehalkını enflasyona karşı koruyamadığı bir ortamda, yeni bir ürün çıkarılması acil önceliğimiz olmalıdır.

 

*Söz konusu yazı Integral Forextv YouTube kanalında Dr.Artunç Kocabalkan ile Işık Ökte’nin yapmış olduğu yayından derlenmiştir. Söz konusu yayın kaydına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

İktisat tarihten nasıl kopartıldı? 2.Bölüm

8 Mart 2022 in Genel

ParaAnaliz YouTube kanalında moderatörümüz Baki Demirel konuğu Hüseyin Özel ile Ekonomi ve İktisat alanında tarihin neden, nasıl ve niçin unutulduğunu tartıştıkları serinin 2.bölümü ile bizlerle oldu.

İzlemek için, kayıt linki: https://www.youtube.com/watch?v=CcAuGLWbamI

 

 

 

Bruegel Raporu: Avrupa Rus Gazı olmadan geçecek 2023’e hazırlanıyor (Analiz)

7 Mart 2022 in Genel

Çalkantılı bir kıştan sonra, Avrupa Birliği rekor düzeyde LNG ithalatı ile yaza kadar bir şekilde dayanacak. Acil soru ise şu: Sırada ne var?

Sıradaki konu, Avrupa’nın Rusya’dan gelen doğalgaz akışını tamamen sona erdirebilmesi için hazırlıklar yapmasıdır. Avrupa bu durumda gelecek kışa nasıl daha iyi hazırlanabilir?

3 temel senaryodan bahsedebiliriz. (Senaryo analizinde 2018-2021 tarihleri arasındaki tüketim verileri baz alınmıştır. Buna göre, Mart 2022’de 440 TWh/ay, yaz aylarında ise ortalama 240 TWh/ay tüketim mevcuttur)

Senaryo 1 – Rus ithalatı yok: Rusya dışından yapılacak rekor düzeyde ithalat bile, önümüzdeki kış öncesinde gaz depolanması için yeterli olmayacaktır. Bu senaryoya göre depolamanın yeterli olması için Avrupa’nın kış ayları ihtiyacını %10-15 kısarak 400 TWh bandında tüketim yapması gerekir. Bu da olasılıklar dahilindedir..

Senaryo 2 – Sınırlı Rus ithalatı: Nord Stream 1 ve Türkakım boru hatları (ayda 60 TWh/ ay) çalışacak, Rus Gazprom yüksek fiyatlardan çok para kazanacak ve Rusya AB’nin doğal gaz arzı üzerindeki kontrolünü sürdürecek. Avrupa yine değişken gaz piyasasından zarar görecek.

Senaryo 3 – Ortalama Rus ithalatı: Her iki taraftan da enerji yaptırımları olmayacak. Depolamaların kolayca yapılması mümkün olacak ve fiyatlar düşecektir. Bunun hakim senaryo olması muhtemeldir.

Aşağıdaki grafikte Avrupa’nın 3 temel senaryoya göre Haziran 2023’e kadar farklı depolama miktarları gözükmektedir.

AB’nin Rusya’ya doğalgaz bağımlılığını azaltması talebe bağlıdır. LNG ithalatının ciddi seviyede arttırılması, Rus gazına bağımlılığı ortadan kaldırmak için yeterli olacaktır. Uluslararası Enerji Ajansı bu yıl 2021’e göre daha düşük gaz talebi öngörüyor. Bu senaryo AB’nin rekor miktarda LNG tedarik edebileceğini, piyasa oyuncularının yüksek fiyatlarla gaz satın almak ve depolamak için yeterli teşviklere sahip olduğunu ve gazın daha sonra ülkeler arasında sorunsuz bir şekilde dağıtıldığını varsaymaktadır.

LNG pazarı

Sıvılaştırılmış doğal gaz, gaz piyasasında giderek daha önemli bir rol oynayacak şekilde gelişmektedir. Aşağıdaki grafikte, LNG’nin değer zinciri gözükmektedir.

2021 yılında, dünya çapında LNG ticareti toplam 5.400 TWh oldu. Başlıca ihracatçılar Avustralya, Katar ve Amerika Birleşik Devletleri, başlıca ithalatçılar ise Çin, Japonya ve Güney Kore oldu. 2021 yılında ABD’nin en büyük LNG üreticisi olması bekleniyor.

LNG gemileri sınırlayıcı bir faktör değildir

Dünya çapında gaz taşıyan 600’den fazla özel LNG gemisi vardır. 2022’de 50 yeni LNG taşıyıcısının hizmete girmesi ve 2022’de  spot kiralama oranlarının 2021’e göre %10 düşmesi bekleniyor. Dolayısıyla taşıma konusunda bir sorun öngörülmüyor.

Gelişen LNG piyasası

Avrupa, 2016’da neredeyse hiç LNH ithalat etmiyorken, 2021 yılında 232 TWh LNG ithalat etmeye başlamıştır. Bu oran ABD’nin ihracatının % 23’ünü oluşturmaktadır. 2022 yılı Ocak ayında ise ithalat ABD ihracatının %37’sine karşılık gelecek şekilde artmıştır. Önümüzdeki yıllarda, daha fazla LNG projesinin hayata geçmesi bekleniyor. Aşağıdaki grafikte 2016 ve 2021 yıllarında LNG ihraç eden ve ithal eden ülkeler yer almaktadır.

Grafikten görüleceği üzere farklı ülkeler ihracat tarafına dahil olmuştur ve LNG ticareti gittikçe çok taraflı hale gelmiştir. LNG sözleşmeleri bugün geçmişe göre daha esnektir ve bu nedenle uluslararası gaz piyasalarına önemli kısa vadeli esneklik sağlayabilirler. Bu esnekliğin mevcut olmasında önemli iki faktör vardır.

İlk olarak, esneklik içeren sözleşmelerin sayısı 2018 yılında %34 seviyelerindeyken 2020 yılında %64’e yükseldi. İkinci olarak ise, LNG sözleşmeleri ile işlem yapan enerji şirketleri sayısı artmıştır.

Bu esneklik durumu, Avrupa’nın Rus gazını telafi etmek için LNG kullanımını desteklemektedir. Buradaki temel soru, Asya ülkelerinde de LNG’ye yönelik artan talep olduğu için bu esnekliğin Avrupa tarafından ne ölçekte ve ne kadar süre kullanılabileceğidir.

Gazın parasını kim ödüyor?

Önümüzdeki kış öncesinde AB depolarına yaklaşık 700 TWh enjekte etmek oldukça maliyetli olacak. Önceki yıllarda depolama maliyeti 12 milyar €  seviyelerinde oluyorken önümüzdeki sene en az 70 milyar €  seviyelerinde olacak.

Yani, Avrupa sadece bu gazı satacak birini bulmakla kalmayacak, aynı zamanda satın almak isteyen ve depolama dahil bu işi yapacak birini de bulmak zorunda kalacak. Jeopolitik riskler ve geçiş sürecinden kaynaklı dengesizlikler göz önünde bulundurulduğunda bu pazara girmek firmalar açısından riskli bir karar olacaktır.

Yaza kadar AB doğalgaz şirketleri 1000 TWh’ye yakın biriktirmeyi başarırsa ve Gazprom aniden geçen yıl yaptığı stokları serbest bırakmaya karar verirse ne olacağını hayal edin. Fiyatlar önemli ölçüde düşecek ve Avrupanın gaz depolayan tüm kuruluşları büyük kayba uğrayacaktır.

Şirketler depolamayı artırmazlarsa, Gazprom piyasayı çok sıkı tutmaya devam edebilir ve şirketlerin doğalgaz tedarik edememesi çok ciddi olumsuzluklar neden olabilir.

Kısa vadede bu konuyu çözmenin yolu depolama yükümlülükleri olabilir. Maliyet nihai tüketicilere aktarılabilirse, şirketlerin koordine edilmesi kolay olabilir. Ayrıca bu konu ancak Avrupa düzeyinde organize edilirse iyi çalışır, aksi takdirde AB ülkeleri sınırlı tedarikler arasında koordinasyonsuzluk yaşayarak arz-talep dengesizliğine yol açar.

Sonuç ve politika seçenekleri

Yukarıda tartışılan senaryolar doğaçlama ve girişimci ruh gerektirecektir.

Ana mesaj ise şudur: Eğer AB maliyeti üstlenmeye katlanırsa, ekonomik faaliyet bozulmadan, insanlar donmadan veya elektrik arzı kesintiye uğramadan gelecek kış için Rus gazına muhtaç kalmamak mümkündür.

Ancak sahada, düzinelerce düzenlemenin gözden geçirilmesi, olağan prosedürler ve operasyonların yeniden gözden geçirilmesi, hızlıca çok fazla paranın harcanmış olması ve zor kararlar alınması gerekecek. Bütün bunlar için çok az zaman bulunmaktadır.

AB’ye mümkün olduğunca fazla gaz getirilmesini ve ülke depolarına adil bir şekilde dağıtılmasını sağlamak, AB’nin savunmasızlığını azaltmak için çok önemlidir.

Burada önemli üç konu bulunmaktadır:

1) Avrupa’ya mümkün olduğunca fazla gaz almak ve bunun için gereğinden fazla ödeme yapmamak;

2) Gazın Avrupa’da sorunsuzca dağıtılması,

3) Bu işlemin maliyetinin dağıtılması.

Önümüzdeki birkaç ay içinde yeterli ithalatın sağlanması için kamu müdahalesi gerekecek. Kamu, satın almaları koordine etmek ve şirketlerin birbirlerinden daha fazla fiyatlamasını önlemek için önemli bir işlev görecektir.

Politika yapıcılar potansiyel tedariklerin etkinleştirilmesini desteklemeli ve ek LNG hacimlerini güvence altına almak için siyasi pazarlıklar yapmalıdır. AB özellikle AB ülkelerinde gaz depolayan en savunmasız şirketlere, finansal sigorta sağlamalıdır.

Tüm bu çabalar gerekli ancak yeterli değildir. Önümüzdeki 12 ay boyunca, sert fiziksel darboğazları gidermek için yapılabilecek çok az şey vardır. Rus gazı olmadan, arz ile ‘normal’ bir yıllık talep arasında bir boşluk kalacaktır. Talebi azaltmak için istisnai önlemler mevcuttur.

Birleşik Avrupa alacağı tüm önlemlerle, Rusya’ya akan milyarlarca avroyu durdurabilir.


*İlgili yazı Ben McWilliams, Giovanni Sgaravatti, Simone Tagliapietra ve Georg Zachmann tarafından bruegel.org için kaleme alınan yazıdan çevrilerek derlenmiştir.

 

Nouriel Roubini: Ukrayna krizinin etkileri geçici olmayacak: Stagflasyon, Enerji Krizi ve Jeopolitik Riskler

6 Mart 2022 in Genel

Rusya’nın dünya ekonomisinin %3’ünü temsil ettiği göz önünde bulundurulduğunda, Ukrayna’daki savaşın küresel olarak küçük bir etki yaratacağını düşünmek cazip geliyor. Ancak durum maalesef böyle değil. 1973’te petrol ambargosu uygulayan Arap devletleri ve 1979’daki İran, dünya ekonomisinin çok daha küçük bölümünü oluşturuyordu.

Öncelikle, jeopolitik gözlemle başlayalım.

Bugün, ABD’nin uzun süren küresel hakimiyetine ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ile oluşturduğu uluslararası düzene dört tane revizyonist güç muhalefet ediyor: Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore.

Bu bağlamda, Ukrayna’nın çok ötesinde büyük ekonomik ve finansal sonuçlar doğuracak bir jeopolitik buhrana girmiş bulunmaktayız. Bugünkü kriz jeopolitik bir kuantum sıçraması. Yani uzun zamandır hazırlanılan durumların birden ortaya çıkması.

Özellikle, önümüzdeki on yıl içinde büyük güçler arasında sıcak bir savaş olasılığı yüksek görünüyor. ABD ve Çin arasındaki yeni soğuk savaş rekabeti artmaya devam ettikçe Tayvan da giderek daha fazla potansiyel bir patlama noktası haline gelecek ve Batı ile revizyonist güçleri orda da karşı karşıya getirecektir.

STAGFLATIONARY DURGUNLUK

Önemli bir başka risk ise, piyasaların ve siyasi analistlerin bu jeopolitik rejim değişikliğinin etkilerini hafife almasıdır. Ukrayna savaşı, son yıllarda yaşanan herhangi bir olaya benzemiyor. Önemsiz bir çatışmadan ibaret değil.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde de küresel bir çatışmanın geldiği görülememişti. Analistler ve yatırımcılar, aynı hatayı yapmamalı.

Ekonomi açısından, muhtemelen, küresel bir stagflasyonel durgunluk olacak.Ukrayna’daki savaş, COVID-19’un etkilerini silememiş küresel bir ekonomide büyük bir negatif arz şokunun ve enflasyonist baskıların yaşanmasını tetikleyecektir.Arz şoku hem büyümeyi azaltacak hem enflasyonu artıracak.

Savaşın kısa vadeli finansal piyasa etkisi zaten açık. Stagflasyoner şok karşısında, küresel hisse senetleri büyük olasılıkla şu anki durumdan (%-10) ile (%-20 veya daha fazla) düzeltme aşamalarına girecektir. Güvenli devlet tahvili getirileri bir süre düşecek sonrasında enflasyon devam ettikçe yükselecektir. Petrol ve doğal gaz fiyatları, diğer birçok emtia fiyatı gibi daha da artacaktır. Petrol, varil başına 100 doların çok üzerine çıkacak. İsviçre Frangı gibi güvenli liman para birimleri ve altın güçlenecektir.

Küresel petrol fiyatlarındaki artış ABD ham petrol fiyatlarını güçlü bir şekilde etkileyecektir.  Enerji firmalarından oluşan küçük bir grup daha yüksek kar elde ederken, hanehalkları ve işletmeler büyük bir fiyat şoku yaşayarak harcamalarını azaltacaktır.

Bu dinamikler göz önüne alındığında güçlü bir ABD ekonomisi bile resesyona doğru gidecektir. Rusya’ya yönelik yaklaşan yaptırımlar kaçınılmaz olarak sadece Rusya’ya değil, ABD, Batı ve gelişmekte olan piyasalara da zarar verecektir. ABD Başkanı Joe Biden’ın Amerikan halkına yaptığı kamuoyu açıklamalarında defalarca ifade ettiği gibi, “Özgürlüğü savunmanın ülkemize bir bedeli olacaktır. Bu konuda dürüst olmalıyız.”

Dahası, Rusya’nın yeni Batı yaptırımlarına kendi karşı önlemiyle yanıt verme olasılığını göz ardı edemeyiz. Rusya, küresel petrol fiyatlarını daha da artırmak için petrol üretimini keskin bir şekilde azaltacaktır. Böyle bir hareket, Rusya için fayda sağlayacaktır. Putin, Batı ekonomilerine ve pazarlarına asimetrik zararlar verebileceğini biliyor, çünkü son on yılın önemli bir kısmını bu savaşı inşa etmek için harcadı.

HASAR KONTROLÜ SINIRLIDIR

Derin bir stagflasyon şoku, merkez bankaları için de bir kabus senaryosudur, tepki verirlerse lanetlenecekler, tepki vermezlerse de lanetlenecekler. Bir yandan, öncelikle büyümeyi önemsiyorlarsa, faiz artışlarını geciktirmeli veya daha yavaş uygulamalıdırlar. Ancak enflasyonun yükseldiği ve merkez bankalarının zaten eğrinin gerisinde olduğu günümüz koşullarında, daha yavaş politika sıkılaştırması enflasyon beklentilerinin yapışkan hale gelmesini sağlayarak stagflasyonu daha da şiddetlendirebilir.

Öte yandan, merkez bankaları şahin kalırsa (veya daha şahin hale gelirse), yaklaşan durgunluk daha da şiddetli hale gelecektir. Enflasyonla daha yüksek nominal ve reel politika oranlarıyla mücadele edilecek, paranın fiyatı artırılacak ve böylece genel ekonomi yavaşlatılacaktır. 1973 ve 1979’daki petrol fiyatı şoklarıyla bu filmi daha önce iki kez izledik. Bugün tekrar yaşayacak olmamız kötü olacak.

Merkez bankaları  büyük olasılıkla 1970’lerde olduğu gibi sorunun geçici olduğunu ve para politikasının negatif arz şokunu etkileyemeyeceğini savunacaklar. Ancak işler daha zor hale geldiğinde şiddetli bir durgunluğu tetiklememek için daha yavaş bir parasal sıkılaştırma hızını tercih edeceklerdir. Ancak bu da, daha fazla enflasyonu tetikleyecektir.

Bu arada siyasiler de olumsuz arz şokunu hafifletmeye çalışacaklar. ABD, stratejik petrol rezervlerini aşağı çekerek ve Suudi Arabistan’ı yedek petrol kapasitesini kullanmaya zorlayarak benzin fiyatlarındaki artışı azaltmaya çalışacaktır. Ancak bu önlemlerin sınırlı bir etkisi olacaktır, çünkü daha fazla fiyat artışına ilişkin yaygın korkular enerji kaynaklarının küresel olarak depolanmasına neden olacaktır.

Bu yeni koşullar altında ABD, 2015 nükleer anlaşmasının yeniden canlandırılması konusunda İran ile anlaşmak zorunda kalacaktır. Ancak İran, Çin ve Rusya ile etkili bir şekilde müttefiktir ve Donald Trump’ın tekrar iktidara gelmesi durumunda bugün yapacakları herhangi bir anlaşmanın 2025’te geçersiz olabileceğini bilmektedir. Bu nedenle İran ile yeni bir nükleer anlaşma olasılığı düşük. Daha da kötüsü, İran nükleer programını ilerletmeye devam edecek ve İsrail’in tesislerine karşı bir saldırı başlatma riskini artıracaktır. Bu da küresel ekonomiye çifte arz şoku verir.

Sonuç olarak, çeşitli jeopolitik kısıtlamalar Batı’nın Ukrayna’daki savaşın yol açtığı stagflasyonel şoka karşı koyma yeteneğini ciddi şekilde sınırlayacaktır.

YENİ-ESKİ BİR SORUN

Batılı liderler, Ukrayna şokunun büyümeyi sınırlayan etkilerine karşı koymak için mali politikaya da güvenemezler. En başta COVID-19 salgınına çözüm olarak ABD ve diğer birçok gelişmiş ekonominin uyguladığı mali politika mühimmatı tükeniyor. Hükümetler sürdürülemez borçları bir araya topladı ve bu borçlara daha yüksek faiz ortamında hizmet etmek çok daha pahalı hale gelecek.

Daha da önemlisi, mali bir teşvik, stagflasyonel arz şokuna verilen yanlış politika tepkisidir. Mali politikalar, şokun büyümedeki olumsuz etkisini azaltsa da, enflasyonist baskıya katkıda bulunacaktır. Ve eğer politika yapıcılar şoka yanıt olarak hem para hem de maliye politikasına güvenirlerse, stagflasyonel sonuçlar daha da ağırlaşacaktır.

Hükümetlerin 2008 küresel mali krizinden sonra uygulamaya çıkardığı devasa parasal ve mali teşvik politikaları enflasyonist değildi, çünkü bu şokun kaynağı, kredi krizinin etkisiyle talep tarafındaydı ve o zaman enflasyon düşük ve hedeflenenin oldukça altındaydı.

Bugünkü durum tamamen farklı. Enflasyonun zaten yükseldiği ve hedefin çok üzerinde olduğu bir dünyada negatif bir arz şoku ile karşı karşıyayız.

Rusya-Ukrayna çatışmasının sadece küçük ve geçici bir ekonomik ve finansal etkisi olacağını düşünmek caziptir. Ancak durum maalesef böyle değil.

Putin’in savaşının küresel etkisi petrol ve doğal gaz üzerinden kanalize edilecek ancak bununla bitmeyecek. Salgın sonrası kırılgan toparlanmanın ve artan enflasyonist baskıların olduğu bir dönemde küresel güvene büyük bir darbe vuracaktır. Ukrayna krizinin etkileri geçici olmayacaktır.

 

*Söz konusu yazı Nouriel Roubini tarafından Project-syndicate için kaleme alınan yazıdan çeviri yapılarak derlenmiştir.

**Nouriel Roubini Hakkında:

New York Üniversitesi Stern İşletme Fakültesi Ekonomi Profesörü Nouriel Roubini, Atlas Capital Team’de Baş Ekonomist, Roubini Macro Associates CEO’su ve TheBoomBust.com Kurucu Ortağıdır. Roubini, Clinton Yönetimi sırasında Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nde uluslararası işlerden sorumlu eski bir kıdemli ekonomisttir ve Uluslararası Para Fonu, ABD Federal Rezervi ve Dünya Bankası için çalışmıştır.

Edward N. Wolff: Enflasyonun orta sınıf ve zenginler üzerindeki etkisi

4 Mart 2022 in Genel

Son yıllarda enflasyon orta sınıf ABD hanehalklarının servetleri için fırsat oldu ve genel servet eşitsizliğindeki artışın azaltılmasına yardımcı oldu. Buna enflasyonun “servet etkisi” denmektedir.

Servet etkisini anlamak için bir örnek verelim.100$ varlığınız ve 20$ borcunuz olduğunu varsayalım, böylece net değeriniz 80$ olsun. Ayrıca, enflasyonun yıllık %5 olduğunu ve varlıklarınızın nominal değerinin enflasyon oranında arttığını varsayalım. Bu durumda, gerçek anlamda, varlıklarınızın değeri değişmeden kalır, ancak borcunuz şimdi %5 daha düşüktür. Böylece, net değerinizin gerçek değeri %1,25’lik bir artışla 81$’a yükselir. Ayrıca, borcun varlıklara oranı ne kadar yüksek olursa, enflasyonun sonucu olarak net değerdeki yüzde artış o kadar büyük olur. Bu da, “kaldıraç etkisi”dir: Önceki örnekteki borcunuz 20$ yerine 40$ olsaydı, net değeriniz %3,3 artardı.

ABD’de, orta sınıf  çok zenginlerden (en üstteki %1) çok daha fazla borçludur. 2019’da orta sınıf için toplam hanehalkı borcunun toplam varlıklara oranı %36,5 iken, çok zenginler için sadece %2,3’tü.

Bu nedenle orta sınıf, net değer açısından, zenginlerden daha fazla enflasyondan yararlanacaktır. Benzer şekilde, ABD’deki Siyahi haneler beyaz hanelerden çok daha fazla borçlu ve borç-varlık oranı neredeyse üç kat daha yüksek.

Orta sınıf ve siyahi haneler enflasyonun servet etkisinden beyaz Amerikalılara göre daha fazla fayda sağlayacaktır

Enflasyon, 1983’ten 2019’a yılda ortalama %2,5 olmuştur.

1980’lerin başından beri ABD servet eşitsizliğinde ise büyük bir artış oldu.

Bunu ölçmek için, servet dağılımının en tepedeki %1’inin servetinin ortalama hanehalkının servetine oranını kullandım. 1983’ten 2019’a, bu oran zaten yüksek olan 131.4’ten 273.8’e ulaştı. Bu dönemde servet eşitsizliği artmasına rağmen, enflasyon aslında hafifletici bir faktördü çünkü süper zenginlerden çok orta sınıfa yardım etti. Enflasyon sıfır olsaydı, servet-eşitsizlik oranı daha da yükselerek 385’e yükselecekti.

Enflasyondan kaynaklanan borç devalüasyonu, 36 yıllık dönemde ABD orta sınıf servetinde %76’lık bir artışa yol açtı.

Enflasyon ayrıca ırksal ve etnik zenginlik farklarını azaltmaya (veya en azından artışı sınırlamaya) yardımcı oldu.

Örneğin, Siyah ve beyaz haneler arasındaki gerçek ortalama servet oranı, 1983’te 0,19’dan 2019’da 0,14’e keskin bir şekilde düştü. Ancak sıfır enflasyonla, oran sadece 0,06’ya düşecekti.
Latin ve beyaz haneler arasındaki fark da benzer. 1983’ten 2019’a, gerçek oran 0.16’dan 0.19’a yükseldi. Ancak sıfır enflasyonla 0.14’e düşecekti.

Bu bulguların politik sonuçları nelerdir? Özellikle, ABD Merkez Bankası enflasyonu düşürmeye devam etmeli mi yoksa daha rahat bir duruş sergilemeli mi?

Karar vermenin bir yolu, enflasyonun (negatif olan) gelir etkisini servet etkisi (pozitif olan) ile karşılaştırmaktır. Gelir etkisi daha büyükse, enflasyon durdurulmalıdır. Ancak servet etkisi daha büyükse, o zaman bir miktar enflasyon teşvik edilmelidir.

1983-2019 arasındaki dönemde enflasyon, ortalama ABD hanehalkına 50.000 dolardan daha az bir gelire mal oldu, ancak medyan serveti yaklaşık 60.000 dolar arttırdı. Böylece servet etkisi gelir etkisinden daha ağır bastı. Buna karşılık, enflasyon çok zenginlerin gerçek gelirini yaklaşık 600.000 dolar azaltırken, servetlerini yaklaşık 500.000 dolar arttırdı.

Net olarak enflasyon orta sınıfın işine yararken, çok zenginleri de olumsuz etkiledi. Aynı zamanda hem genel servet eşitsizliğinin hem de ırksal ve etnik zenginlik boşluklarının sınırlandırılmasına yardımcı oldu. Enflasyonun son zamanlardaki yükselişinden endişe edenler -Fed’den başlayarak- bunu ne kadar bastıracaklarını ve ne kadar düşüreceklerini düşünürken bunu akıllarında tutmalılar.

 

Söz konusu yazı New York Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü ve “Amerika’da Yüzyıllık Zenginlik” dergisi yazarı Edward N. Wolff tarafından Project-syndicate için kaleme alınmıştır.

Alt gelir grubundakilerin faiz artışında karşılaşacağı durum ile ilgili Joseph E. Stiglitz’in “Enflasyona karşı dengeli bir tepki gerekiyor” isimli yazısını okuyabilirsiniz.

İlgili Yazı: https://sosyal.paraanaliz.com/2022/02/10/enflasyona-karsi-dengeli-bir-tepki-gerekiyor-joseph-e-stiglitz/

AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell: Enerji bağımlılığımızı azaltmak acil zorunluluktur

3 Mart 2022 in Genel

Avrupalılar yıllardır Avrupa Birliği’nin nasıl daha fazla güvenlik bilincine sahip hale getirileceğini tartışıyorlardı. Bu konuda, bir hafta da, geçtiğimiz on yılda olduğundan daha fazla yol kat ettik.

Geçtiğimiz hafta, jeopolitik bir Avrupa’nın doğuşuna tanık olduk. Bu sevindirici bir gelişme, ancak yapılacak çok fazla şey var.

Putin’in galip gelmesine izin verirsek kimsenin güvenliği olmayacak. Bu savaşın Avrupa’nın güvenliği ve dayanıklılığı için ne anlama geldiğini daha geniş bir şekilde anlamamız gerekiyor.

Bu savaşın enerji boyutunu düşünün. Enerji ithalatı bağımlılığımızı azaltmak acil stratejik zorunluluktur.

AB’nin yapması gereken şey olabildiğince hızlı bir şekilde petrol ve doğalgaz bağımlılığını azaltmaktır.

AB’nin Rusya’ya enerji karşılığında gönderdiği her para, Rus ordusunun güçlendirilmesinde fon kaynağı olmaktadır. Rakibimizin savaş  yeteneğini tam anlamıyla finanse ediyor olmamız çok saçma.

Ukrayna’nın işgali yeşil enerji geçişimize yeni bir ivme kazandırmalıdır.

Yenilenebilir enerji geliştirmek için yatırım yaptığımız her yatırım, stratejik kırılganlıklarımızı azaltmanın yanı sıra iklim değişikliği felaketini önlemeye yardımcı olacaktır.

 

*Josep Borrell, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisidir. İçerik, Project-syndicate için kaleme almış olduğu yazıdan alınmıştır.

Rusya Orta Vadede Neden Kaybedecek?

1 Mart 2022 in Genel

Bir süredir Avrupa ve Rusya arasında ekonomi ve enerji politikalarında gerginlik mevcut. Rusya, Avrupa Birliği’nin petrol ihtiyacının yüzde 25’ini, doğal gaz ihtiyacının yüzde 39’unu ve kömür ihtiyacının da yüzde 42’sini tek başına karşılıyor. Ancak bu durum yakın gelecekte de aynı şekilde devam edecek mi?

Rusya Merkez Bankası verilerine göre, ülkenin 2021 yılı ihracatı 489.8 milyar dolar. Bunun 110.2 milyar doları petrol, 68.7 milyar doları petrol ürünleri ve 61.8 milyar doları ise doğalgaz. Yani Rusya’nın ihracatının %49’u petrol, petrol ürünleri ve doğalgaz kaleminden oluşuyor.

AB’nin enerji konusunda Rusya’ya bağımlılığında bir süredir çözüm arayışları mevcut.

Son olarak 2 Şubat 2022 tarihinde, AB komisyonu hazırladığı bir taslak direktifle nükleer enerjiyi geçici olarak iklim dostu olarak sınıflandırma kararı aldı. Bu kararın alınmasında Fransa etkili oldu. Çünkü Fransa, enerji üretiminde nükleer santralleri en fazla kullanan ülke. Fransa elektrik ihtiyacının yüzde 70’ini nükleer enerji ile karşılıyor. AB genelinde ise enerji ihtiyacının yüzde 25’i nükleer santrallerden elde ediliyor.

Fransa’nın nükleer enerji tercihi yerine Almanya’da farklı çözüm arayışları mevcut. Almanya, nükleer santraller yerine doğal gazı tercih ediyor. Aynı zamanda Almanya’da sektör temsilcileri yenilenebilir enerji konusunda çekincelerini dile getiriyor. Almanya Sanayi Derneği (BDI) Başkanı Siegfried Russwurm’a göre, Almanya’nın artan elektrik talebi şu an için yenilenebilir enerjilerle karşılanamaz. Russwurm’a göre güneş ışığı yeterli olmadığında ve rüzgar esmediğinde bile artan elektrik talebininin karşılanması gerekiyor. Enerji temininin her milisaniyesi kesintisiz olabilmelidir.

Bu yüzden Avrupa’da Rusya’nın doğalgazına ilişkin olarak alternatif arayışlar sürüyor.

Avrupa bölgesinde Avustralya Doğal Kaynaklar ve Su Kaynakları Bakanı Keith Pitt, Rus doğalgazı tedarikinde bir azalma olması durumunda Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihraç etmeye hazır olduklarını söylemişti. Öte yandan Electrochaea GmbH gibi Avrupalı ​​şirketler, maden yataklarında yaşayan arkeleri ve tek hücreli organizmaları kullanarak yenilenebilir doğalgaz üretme gibi projeler üzerinde çalışıyor.

Avusturya ise doğalgaz ve nükleer enerjiden ziyade yenilenebilir enerji kullanımı konusunda daha istekli görünüyor. IG Windkraft Genel Müdürü Stefan Moidl, “Son derece pahalı olan fosilleri en kısa sürede temiz ve ucuz rüzgar enerjisiyle değiştirmeliyiz. Bu, uzun vadede Avusturyalıların cüzdanlarını rahatlatacak ve iklimimizi koruyacak” ifadelerini kullanıyor.  Moidl, “Kirli petrol, doğal gaz ve kömürden güneş, rüzgar, su, biyokütle ve jeotermal ısıya geçiş bir potansiyel ve teknik fizibilite meselesi değildir, sadece bir siyasi irade meselesidir. Avusturya  yenilenebilir enerji ile kendine yeterli enerjiyi sağlayabilir ve böylece orta vadede enerji krizinden etkilenen ülkelerden bağımsız hale gelebilir.” ifadelerini kullanıyor. Avusturya, 0,298 GW yeni inşaat ile Avrupa rüzgar enerjisi büyümesi sıralamasında onuncu sırada yer alıyor.

Avrupa Birliği ülkelerinde enerji bağımsızlığı konusunda bir arayış mevcut. Nükleer enerji, farklı doğalgaz üretim ve tedarik yöntemleri ve yenilenebilir enerji konusunda çalışmalar mevcut. Ancak AB ülkeleri için çözüm çok kolay olmayabilir.

Avrupa’da yılda 1.350 GW enerji tüketiminin 189 GW kadar miktarı rüzgar enerjisi (%14) ile sağlanıyor. Hedef 2030 yılına kadar her yıl 32 GW rüzgar enerjisi kapasitesi inşa etmek. Bu sayede yenilenebilir enerji kullanım oranını %40’a çıkarabilmek. Ancak beklenenin aksine 2021 yılında gerçekleştirilen rüzgar enerjisi yatırımı 11 GW oldu. Bu beklenen miktardan 21 GW daha düşük.

Avrupa rüzgar enerjisi derneği (WindEurope) Genel Müdürü Giles Dickson, “İşler böyle devam ederse, Avrupa’nın enerji arzının güvenliği de risk altında” ifadelerini kullanıyor. Bu yıl fosil yakıtların fiyatlarının artması ile elektrik fiyatları çok ciddi oranda arttı. Örneğin   Almanya’nın Düren ve Euskirchen bölgelerindeki bazı müşteriler (kWh) başına  ortalama 99.75 cent ödemek zorunda kaldı. Nisan ve Haziran 2021 arası için uluslararası kWh başına ücret 11,62 sente mal olmuştu. Bu Almanya’nın belirli bölgelerinde uluslararası ortalamaya göre 9 kat pahalı elektrik tüketimi anlamanı gelmektedir.

Almanya Sanayi Derneği (BDI) Başkanı Siegfried Russwurm’a göre Almanya’nın 2030 yılına kadar yılda yaklaşık 100 milyar avro, yani toplamda 860 milyar avroluk iklim korumasına yatırım yapması gerekiyor. Yenilenebilir enerji kullanım oranı ve gereken yatırım miktarı göz önünde bulundurulduğunda, Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığının kısa sürede bitmesi mümkün gözükmüyor. Ancak içinden geçtiğimiz süreçte enerji konusunun ne kadar stratejik hale geldiği AB ülkeleri tarafından yeterince ciddi şekilde anlaşıldı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal kararından önce AB’nin 2030 yılı hedefleri doğrultusunda doğalgaza olan bağımlılığın kademeli şekilde düşeceği ve sonrasında 2050 yılı hedefleri doğrultusunda, ciddi şekilde azalacağı tahmini yapılıyordu. Son dönemde yaşanan uluslararası gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda AB ülkeleri artan Rus tehditi dolayısıyla bu hedeflere beklenenden daha kısa sürede ulaşmak için elinden geleni yapacaktır.

Avrupa Birliği’nin bağımsızlığı için Electrochaea GmbH gibi Avrupalı ​​şirketlerin yenilenebilir doğalgaz üretme projelerinin başarıya ulaşması, yenilenebilir enerji üretiminin ve nükleer enerji kullanımının artması gerekiyor. Bu çözümlerle beraber sürecin sonunda Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığı bitmese de ciddi oranda azalacaktır.

İlgili çözümlerin başarıya ulaşması için yatırımın finansmanı önemli olacaktır. Pictet Asset Management ve Uluslararası Finans Enstitüsü Genel Müdürü ve Sürdürülebilir Finans Başkanı Sonja Gibbs‘e göre “2025 yılına kadar, yeşil tahvile ve ESG yatırımlarına güçlü bir şekilde yer vermeyen çok az portföy kalacak. 2050 yılına kadar ise dünyanın dört bir yanındaki hükümetler ve firmalar karbon nötrlüğü hedeflerine ulaşmak için çabalayacaktır.

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, küresel ESG etiketli tahvil ihracı 2025 yılına kadar her yıl 4,5 trilyon dolar civarında gerçekleşebilir. Bu da yenilenebilir enerji ve alternatif enerji finansmanı için bir kaynak olabilir.

Araç çubuğuna atla