Yağız Kutay Işık

KKM ‘piyango’su kimi vurdu?

22 Mart 2022 in Genel

20 Mart itibariyle ilk KKM ödemeleri yapıldı. Dünya Gazetesi’nin haberine göre;

“Kur korumalı mevduatta gerçek kişiler için ilk 3 aylık vade bu hafta tamamlandı. 100 bin lirayla Dolar/TL 11,6 lira seviyelerindeyken KKM’ye geçen mevduat yatırımcısının parası, kurun 14,80’in üzerinde olduğu bugünlerde 127 bin liraya yükseldi.

Sanılanın aksine bu sürecin tek kar edeni bankalar. Hem mevduatlar 500 milyar liranın üzerinde arttı. Hem de getirinin sadece % 4,1 puanı bankaya yük oldu. Kalan 23,1 puanı da bu sürecin ilk zarar eden paydaşı hazineden geldi. Gelelim devletin her zaman zararını paylaştığı kadim ortağına, vatandaşa…

20 Mart’ta 14,80’den bozulan KKM yerine dövizi yastık altında tutup aynı gün aynı bankadan 14,96 seviyesinden bozabilirdi. Bir başka deyişle, 10 bin doları KKM’ye bağlayan vatandaşın zararı yaklaşık 88 dolar. Anlayacağınız dolar şartlar fark etmeksizin tarumar ediyor.

KKM Süreci

En başta hükümet umduğunu bulamadı. Stopaj vergi muafiyeti, kurumların sisteme alınarak vergi muafiyeti sağlanması, diğer emtiaların ve yurt dışındaki vatandaşların KKM’ye dahili gibi kolaylıklar ilgiyi yeterli seviyede olmasa da arttırdı. Sürekli taviz verilerek yapılan bu çirkin makyaj aslında yastık altına kaçışın nedenini gözler önüne sürüyor. KKM hariç mevduat dolarizasyonu %58,6 iken, KKM sadece %9,5 bandında kaldı.

Enflasyon canavarı

Yılsonu enflasyon beklentisi %40, KKM’nin getirisi %27. (Son 3 ayın enflasyonuna bile ezildi KKM getirisi: %29,49) Paranın niceliği artıyor ama niteliği azalıyor. Enflasyon bütün yatırım araçlarının belini büküyor.

Nur topu gibi

Bazı kaynaklara göre KKM’nin kamuya getireceği yük 70 milyar TL’ye varabilir. Tabii ucu açık. Böylelikle tek bir enstrümanla cari açık masalı bir anda kabusa döndü.

Türkiye çok fazla kriz gördü. Birçoğu kısa sürede büyük şok etkisi yarattı. 2018’den beri süregelen bunalım diğer krizlerin aksine zamana yayıldı, “kaynayan kurbağa” deneyi gibi bir hal aldı. Bugün baktığımızda su fazlasıyla ısındı, kurbağa yeni fark etmeye başladı.

Azərbaycan iqtisadiyyatı necədir?

25 Aralık 2021 in Genel

10 milyonu aşkın nüfusu, dokuzda birimiz yüzölçümünde yaşayan kardeş ülke Azerbaycan’a gittim. Karabağ Zaferinin yarattığı bayram havası halen sürüyor. Azadlık Meydanı, İzmir Parkı, Nizami küçəsi, Neftçilər Prospekti başta olmak üzere en işlek meydan ve caddelerde gençlerle konuştum. Moskova, Londra, New York başta olmak üzere Rusya, Avrupa ve ABD’de okuma/yaşama hayali gözle görülür biçimde hissediliyor. Biz Z kuşağı hemen her yerde aynıyız demekki, beklenti büyük, temel ihtiyaç tanımımız farklı ve geniş…

47 milyar dolar Gayri safi yurt içi hasılaya, kişi başı 4,690 dolar gelire sahip Azerbaycan ekonomisinde endüstri %51,7, hizmetler %42,1, tarım %6,2 ağırlığa sahip. Petrol rezervinde 20. sıradalar; ihracatta zirvenin petrol türevleri olması şaşırtıcı değil. Gıda, tekstil, alüminyum diğer kalemler. Makine ve ekipmanları, otomotiv, tütün mamulleri, tahıl ise ithal edilenler.

Türkiye’deki yatırım birincimiz Azerbaycan ile Ticaret kıyaslaması 

Öncelikle Türkiye G-20 ülkesi olarak daha büyük bir ekonomi.

Azerbaycan halkı tıpkı Türkiye’de olduğu gibi orta direği zayıflamış görülüyor.

Dünya Bankası “İş Yapma Kolaylığı” endeksinde Türkiye’nin hemen ardından 34. sırada yer alıyor.

Azerbaycan, en büyük 39. ticari partnerimiz konumunda bulunuyor.

“Türkiye’de para bol, Azerbaycan’da daha adaletli dağıtılmış”

Asgari ücret:

AZ:150-200 USD

TR: 314 USD (8 Ekim 2021)

Satın alma gücü paritesi (SAGP)

AZ:14,300

TR: 27,780

Gini Katsayısı

TR:0,41

AZ:0,28

SAGP ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak farklı para birimlerinin satın alma güçlerini eşitleyen bir değişim oranını ifade ediyor. Bu gelirin ne kadar adaletli dağıtıldığını gösteren parametre ise Gini Katsayısı. Tek başına hüküm vermek yanlış olsa bile kıyas açısından kıymetli bir hesaplama yöntemi. Sayı 0 ile 1 arası olmakla birlikte 0’a yaklaştıkça milli gelirin daha adil paylaşıldığı söylenebilir.

Yani; Türkiye’de para daha bol, Azerbaycan’da daha adaletli dağıtılmış. Enflasyon, işsizlik ve açlık sınırında bizden iyi durumdalar.

Enflasyon:

AZ:%2,8

TR:%19,58

İşsizlik:

AZ: %5

TR: %12

Nüfusun yüzde kaçı açlık sınırının altında?

Türkiye: %12 (Dünya Bankası)

Azerbaycan: %4,8 (Asya kalkınma Bankası)

Vahim tablo: İşsizlikte Türkiye şampiyonluğu bırakmıyor

Asgari ücret dışında, benim en değer verdiğim istatistiksilerden birisi çalışan nüfusun yüzde kaçının asgari ücret ile çalıştığıdır. Eurostat’a göre Türkiye %43 ile Avrupa birincisi. 2014’e ait bir araştırma olmasına rağmen durumun o yıllardan bugüne daha kötüye gittiğini görebiliyoruz. Azerbaycan için bu istatistiğe ulaşamadım.

Genç İşsizlik:

TR: %24,04

  1. %13,19

2020 yılı ilk 6 ayda Azerbaycan ihracatı en çok İtalya, Türkiye, Rusya ve İsrail ile gerçekleştirilmiştir.

Petrol dışı ürünlerin ihracat değerinde Rusya’ya (%40,6), Türkiye’ye (%19,4), İsviçre’ye (%10,5), Gürcistan’a (%8,4), Çin’e (%3,1), Ukrayna’ya (%2,4), İtalya’ya (%2,1gönderilmiş malların payı daha fazla olmuştur.

AZERBAYCAN İHRACAT (2019)

2020 ilk 6 aylık periyotta ise en çok ithalat başta Rusya, Türkiye, Çin ve ABD ile gerçekleştirilmiştir.

AZERBAYCAN İTHALATI (2019)

kolayihracat.gov.tr

21yyda pek rastlanmayan olay: Toprak kazanımı

Peki, bu yazıyı niye kaleme aldım? Azerbaycan ve Azerbaycan Türkleri benim duygusal yanım.  Babadan bir yanım Ahıska, Dağıstan, bir yanım da Karabağ (Muğan)

Hep batıya seyahat ederek geçiren ben ilk defa uzun süredir çocukluktan bu yana merak ettiğim topraklardaydım.

Prof. Dr. Aygün Attar’ın başkanlığını yürüttüğü TADİV’in organizasyonunda Diplomasi Vakfı Direktörü Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Amasya kökenli ve Eski Milletvekileri ve başarılı hukuk adamları Ahmet İyimaya ve Haluk İpek ile birlikte Genel Sekreteri olduğum TABSED adına başkan Nergis Attar başta olmak üzere seçkin bir heyetle seyahat ettiğim için de ‘iyi ki gelmişim’ dedim. Ayrıca yeni gelmesine rağmen çok çabuk adapte olan sayın Büyükelçi Reşad Memmedov’a ve bugüne kadar desteğini esirgemeyen yeni Washington, bir önceki Ankara büyükelçisi sayın Hazar İbrahim’e teşekkürü borç bilirim.

Sempozyumun ana başlığı 1800’lü yıllarda yaşamış ve şu anda 30 bin kişiyi bulan Azerbaycan Türklerinin Amasya’ya yerleşmesinin vesilesi Mir Hamza Nigari’nin anması. Bulunduğum süre boyunca bir yandan Türkiye’deki vatandaşlara kıyasla genel olarak milliyetçi ve bu ortak kültüre daha iyi sahip çıkan Azerbaycan’ı tanırken, diğer yandan Azerbaycan’ın iktisadi ekosistemini algılamaya çalıştım.

Azerbaycan iktisadi olarak önemli bir noktada olmasının yanında çok önemli bir potansiyele sahip. Ülkelerin bölünüp toprak kaybı yaşadığı yüzyılda “Dağlık Karabağ” bölgesi destansı bir biçimde işgalden kurtularak yeniden Azerbaycan toprağı oldu. Bu da yeni gelir kalemleri ve bölgede daha önemli aktör olmak adına kritik döneme girmiş oldu.

Yağız Kutay Işık

[email protected]

Twitter: @yagizkutayisik

Bu “hava değişimi” can sıkıyor

24 Aralık 2021 in Genel

Geçen yaz son 60 yılın en şiddetli sıcağını yaşadık. 2.000’den fazla yangın, normalden beş kat daha fazla araziyi yaktığından, kasabalar ve köyler boşaldı. Geçtiğimiz ay yapılan COP-26’da (BM İklim Değişikliği Konferansı) çeşitli uyarılar yapıldı, sözler verildi. Dünya’da oluşan iklim değişikliği tahribatı, uzaydan baktığımızda 400 km uzaktan bile fark ediliyorsa Türkiye’ye bile düşen görevler vardır.

Climate Action Tracker (CAT) ülkelerin iklim planları ve mevcut durumunu göz önüne alarak sınıflandırdığı 5 kategorili derecelendirme sisteminde Türkiye sonuncu kategoride. Rapordaki ilginç noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum:

  • Eğer bütün Dünya Türkiye’nin yöntemiyle küresel ısınmayı ele alırsa küresel ısınma 4 dereceyi bulabilir. (Bütün kurumlar 1,5-2 derece arasında tutmayı hedefliyor. Eğer 3 derece artarsa yeryüzündeki yaşam alanlarının yaklaşık %12’si büyük tehlike altında olabilir. 4 dereceyi siz hayal edin)
  • CAT, Türkiye’nin iklim için ayırdığı kayda değer bir finansman bulamadı.
  • Net Sıfır hedefi olan 2053 yılında gerçekleşmesi imkansız. (Net sıfır: atmosfere salınan zararlı gazların miktarının yeryüzü tarafından doğal olarak emilen sera gazı miktarıyla dengelenmesi ve karbon nötr olması.)
  • Yıllık emisyon bugün 500 bandının az yukarısında. İklim politikaları ile 2030 yılında 700 bandını geçeceği ön görülüyor. (Paris Anlaşmasına göre olması gereken 300.)

Meraklısı aşağıdaki grafiği inceleyebilir.

Yaz saati

Ülkemiz 2016’da geçtiği tek saat uygulamasında tasarruf ve verimlilik hedeflendi. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Sabitlediğimiz saat dilimi, bulunduğumuz meridyendeki kış saati yerine geçici yaz saatini tercih etti. Ülkenin önemli kısmı batıda kalıyor ancak saatler doğu meridyenine göre ayarlanıyor. Kars’ta 7 civarı doğan güneş, İstanbul’da 8’de doğuyor. Cambridge Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre 5 yıl boyunca elektrik tüketimi gözlemlenebilir şekilde değişmemiştir. İktisadi olarak hedefler tutmamıştır. Psikolojik olarak da zifiri karanlıkta okula işe gitmenin yaratabileceği zararlarını konun uzmanlarına danışabilirsiniz. AB de tek saat uygulamasını tartışıyor ancak şartlar aynı değil. Boylam uzunluğu ülkemiz kadar değil.

Aşırı hava olayları

Aşırı hava olayları günümüzde iyice artıyor. Rize’de sağanak sonrası şelale taştı. Arhavi’de şehir su altında kaldı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan felaketlerin “yoğun yağıştan” kaynaklandığını belirtti. Ancak geliyor gelmekte olan. Aşırı hava olayları Dünya’nın olağanı olmaya başladı.

Yer altında su kalmamış

Aşağıdaki fotoğrafı NASA’dan aldım. 11 Ocak 2021 itibariyle yeraltı suyu depolamasını göstermektedir. Renkler, ıslaklık yüzdesini veya yeraltı suyu miktarının uzun vadeli kayıtlarla (1948-2010) nasıl karşılaştırıldığını gösterir. Renk turuncu ve kırmızıya döndükçe yer altı daha az suya sahiptir. Koyu kırmızıdan maviye su oranı artıyor. Dolayısıyla mavi alanlar normalden daha fazla suya sahiptir. Görüldüğü üzere ülkemizde büyük bir su problemi var.

Örneğin, İstanbul çevresindeki çok sayıda rezervuar, 15 yılın en düşük su depolama seviyelerine ulaştı. Koşullar devam ederse mahsul üretimi tehdit edilebilir.

2019’da yaz ve sonbahar ayları çoğunlukla yağışsız geçti ve rezervuarlardaki su seviyeleri azaldı. 2020, yılın ikinci yarısında özellikle az yağışla son beş yılın en kurak yılıydı. Temmuz 2020’den bu yana, Türkiye’nin neredeyse tüm illeri neredeyse her ay ortalamanın altında yağış aldı. Ekim’den Aralık’a kadar, ülke genelinde yağışlar 1981-2010 ortalamasından yüzde 48 daha düşüktü.

Ankara belediye başkanı da devam eden yağmur eksikliğinin yaza kadar önemli bir kıtlığa neden olabileceği konusunda uyardı.

Tarımda geri kaldık

Yale Üniversitesi araştırmasına göre Türkiye özellikle su konusunda büyük problem yaşayabilir. Tarımın sarsıcı su tüketimi aynı zamanda Türkiye’deki çiftçilerin çok eskilere dayanan sulama tekniklerinden de kaynaklanıyor: Karadan ekinlere su sağlayan açık ve yükseltilmiş kanallar. Türk yetkililere göre, bu eski sistem yüzünden buharlaşma, sızıntı ve sızıntı yoluyla yüzde 35 ila 60 oranında su kaybına maruz kalınıyor.

1950’den bu yana ülke, tarım arazileri, otoyol projeleri, havaalanları, hidroelektrik rezervuarlar, fabrikalar ve kentsel mahalleler nedeniyle 1,3 ila 2 milyon hektar arasında sulak alan kaybetti.

Yukarıdaki grafikte ABD, Çin, Arjantin ve Türkiye’nin karbon fiyatlandırmasından hane halkının yüklerini gösteriyor. Türkiye vergiyi en çok tabana yayan ülke konumunda. Gelirlerin yüzde 85’i vergilerden geliyor. Hanelerin en yoksul çeyreği için hedeflenen vergi geliri de toplamın yüzde 15’i.

2023’e kadar Türkiye genelinde 1,6 milyar fidan toprakla buluşacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan Milli Ağaçlandırma Günü Fidan Dikim Töreni’nde açıklamalarda bulundu: “Son 19 yılda önceki 57 yılın 1.5 katına uluşarak 5 milyar fidanı toprakla buluşturduk.” dedi. Umarım ağaçlandırma daha da yaygınlaşır. Türkiye ağaçlandırmada Avrupa’da 1, Dünya’da 4.olduğu bilgisi de verilmişti. Neye göre, hangi zaman aralığını kapsayacak şekilde bu bilgi elde ediliyor merak ettim.

Yukarıdaki grafik, 2030 hedefli Emisyon Azaltma Maliyetleri ve Yurtiçi Karbon Fiyatlandırmasının Çevresel Ortak Faydalarını göz önüne seriyor. Türkiye özellikle yurtiçinde karbon fiyatlamasında düzenlemeye giderek çevreye büyük katkı sunabilir. Hem de GSYH’mızın yaklaşık %1’i maliyetle. (Karbon fiyatlandırması: Karbon seviyesini düşürmek için alınan ekonomik önlemler. Karbon vergisi bunlardan en önemlisi.)

Aşağıdaki grafikte elektrik tüketimlerinin son 3 yıldaki değişimleri gözüküyor. Salgın döneminde açık olan fabrikalar daha çok elektrik kullanırken, kapanan ticarethaneler ise doğal olarak daha az kullandı. Tarımsal sulamada artış yaklaşık %65. Kuraklık yüzünden kullanılan su motorları daha fazla elektrik harcamasını beraberinde getirdi. İklim meselesi kendini her yerde hatırlatıyor.

İSO 15.Sanayi Kongresi

7 Aralık günü uluslararası katılımcıların da yer aldığı Sanayi kongresi yapıldı. Tema; “Başka Türlü Mümkün: Sürdürülebilir Gelecek için Dönüşümü Birlikte Tasarlamak” Türkiye’nin en önemli kuruluşlarından birisi olan İstanbul Sanayi Odası’nın yeşil dönüşüme öncü olması çok değerli. İSO Sürdürülebilirlik ve Koordinasyon Şubesi, yeşil blog ve karbon ayak izi ölçme projelerinin yanı sıra eğitim programlar da AB yeşil mutabakatına entegre edilerek yapılıyor.

ISO ihracatımızın %20’sine direkt etki ediyor. BM ve AB temsilcilerinin olduğu bu kongrede tek devlet temsilcisi video konferans yoluyla katılan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu oldu.

Avrupa Yeşil mutabakatında da olan 2050’ye kadar net sera gazı emisyonlarının sıfırlanmasına uymayan şekilde üretim ve tedarik yapmaya devam edersek, bütün ticaret kanallarımızın kapanmaması içten bile değil. Suudi Arabistan’ın bile sıfır emisyon vizyonu açıkladığı bu dönemde umarım yetkili merciiler güvenlik gerekçesiyle katılmadığımız COP-26 küskünlüğünü uzatmaz.

Yağız Kutay Işık

Twitter: yagizkutayisik

E-Posta: [email protected]

Ekonomide 70’lerin Retro Rüzgarı

21 Aralık 2021 in Genel

Dün akşam Cumhurbaşkanı yeni ekonomi tedbir kapsamında kurdaki dalgalanmayı durdurarak nispi bir istikrarı sağlamak için yeni araçların devreye alınacağını açıkladı. Açıklama sonrası dolar 18 bandından 13 seviyesinin altına gevşedi.

Böylelikle mevduatta bulunan TL henüz belli olmayan vade sonunda dolara kayan yatırımcıya “sen yerine geri dön, biz sana zararını ödeyeceğiz“ dedi. Bu uygulamaya Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) deniyor.

Nedir bu DÇM?

Geçmişe ışık tutalım hep birlikte. Prof. Dr. Esfender Korkmaz Hocamız bu durumu çok güzel analiz etmiş. Bu derlememde bolca faydalandım kendisinden.

1967 Yılında uygulanmaya başlandı ilk olarak.  O yıllardaki ödemeler dengesi sorununa çözüm olarak düşünülmüştü. Ana amaç Türkiye dışında tutulan dövizleri getirmekti. Özellikle de işçilerinkini. Sistemin en büyük özelliği DÇM sahibi elindeki dövizi devlete borç olarak veriyordu. O dönem devletin aldığı risk, DÇM’nin vade süresindeki kur farkıydı. 70’lerin başında devalüasyon neticesinde hem şahıslar hem de firmalar kaynak sağlıyordu. Hatta DÇM sahiplerine TL ile kredi imkanı bile vardı.

Ancak 72 ve sonrasında tehlike çanları çalmaya başladı. Yılın sonunda DÇM toplamı 465 milyon dolardı, karşılığında ise 5 milyar doların üzerinde kredi açılmıştı. Devamında DÇM sadece Türkiye yerleşiklere verilmeye başlandı. Bu kısıtlama bu uygulamanın doğasına aykırıydı. İlk başta amaç yurt dışında yaşayan yerleşiklerin dövizleriydi. Daha sonra yanlış yapıldığını düşünüp petrol faizi üzerinden bir DÇM sistemi inşa edildi. Krediler gözle görünür biçimde arttı. Sistemin böyle devam edemeyeceğini anlayan iktidar dehşet bir enflasyonla birlikte bu DÇM hesaplarını devletin üzerine almış oldu ve 200’ün üzerinde yabancı banka ile anlaşma yapmak zorunda kalmıştı. 78’de 7,3 milyar dolar kısa vadeli borç devletin sırtına yüklenmiş oldu.

1979 yılına gelindiğinde ertelenen kısa vadeli borçların yaklaşık yarısı DÇM idi.

Tıpkı o dönemde de bugün olduğu gibi yeterli döviz rezervi yoktu. Kur garantisine güvenen özel kesim yurt dışından yüksek faizle döviz toplanmış. Verimlilik, borçların maliyetinin altında ezilmiştir.

Cumhurbaşkanı faiz arttırdı

Aslında CB bu konuşmasıyla birlikte örtülü biçimde faizi arttırmış oldu. Son zamanlarda TÜSİAD ve İSO gibi sanayi kuruluşları aleyhine söylediği sözleri bir nevi geri almış oldu. Doların bir rezerv para olarak önemini kabul etti. Dolayısıyla bu kararlar en az bireyler kadar yatırımcıları da ilgilendiriyor. Ne kadar süreyle devam edeceği gibi detaylar tam olarak belli olmamakla beraber yatırımcılar ileride bu opsiyonu sürekli olarak talep edebilir.

Sistemin 2 dengesi var. 1. dengede taahhüt yatırımcıda karşılık buluyor ve dövizi bırakıyor. Bu da kısa vadede sistemi çalıştırır. Ancak iki kritik nokta var. Birincisi hükümetin dünkü açıklamasında duyulan güvenin kırılması ve kurun artması. Diğeri ise yatırımcının alışkanlığı. Türkiye’de 3 ayın üzerinde mevduat tutma alışkanlığı neredeyse yok. Kısa vadede parayı tutmak isteyenler en ufak bir güven kaybında dövize dönme riskini alabilir. Bu durum da dövizin patlamasına ve hazineyi geri dönülmesi zor bir borca sürükleyebilir. Tıpkı 1970’lerde olduğu gibi.

En büyük risk finansman

Aradaki fark vade sonunda bütçeden ödenecek. Oğuz Demir’in hesabına göre;

Toplam mevduat 1.3 trilyon TL. Yarısının 32 gün vadede kaldığı bir denklemde, dolar %5 değer kazanır faizler de bugün olduğu gibi %1,2 olarak sabit kalırsa aradaki %3,8’lik fark hazineye yılda 300 milyar TL yük bindirecek. Bu arada bütçemiz 1,75 trilyon TL. Sizce para basılmadan bu yapılabilir mi? Zor gibi görünüyor. Üstüne üslük ihracatçıların kur farkını da devlet karşılayacakken neredeyse imkansız.

Dolarize kamu

Eksi rezervler, döviz borçlanmaları ve dövizle verilen ihaleler, dövizle verilen garantiler ve dış borcun yanı sıra hali hazırda %62,7’sinin döviz olduğu mevduatın kalan kısmının da dövize endekslenmesi belki de Türkiye Cumhuriyeti kamu bütçesinde böyle bir dolarizasyon görmemiştir.

Tabii ki hala belli olmayan detaylar var.

  • Vade süreleri ve getiri yüzdesi. Örneğin mevduatta parayı 6 ay tutarsan kur farkının yarısı, 1 sene tutarsan tamamını verecek.
  • Hangi kesimlere ne kadar süreli verilecek? Mesela şirketlere daha uzun vadede tamamını ödeme garantisi verecek. Hanehalkına ve daha küçük kesimlere daha kısa vadede.
  • Her bankada olacak mı? Öyleyse ise aradaki farkı her banka kendisi mi verecek? Ya da devlet bankalarında mı olacak? Bu soruların cevabını bekleyip göreceğiz.

Yeni sistem insanları kur garantisi üzerinden borçlanmayı teşvik edecek. Devlet elindeki en önemli iktisadi enstrümanlardan biri olan faizi belirleme gücünü piyasaya vermekle kalmadı, bütün kur riskini üstlenerek dış borcu kapatma kumarını oynama kararı aldı. Her şartta ani yükselen tüm dövizler karşısında liranın bizce yeterli olmasa da değer kazanması önemlidir. Ancak unutmayalım ki; Ekonomi temenni ve menkıbelerle değil somut, matematik kurallar ile sahada düzenlenecek bir bilim dalıdır.

Yağız Kutay Işık

Twitter: @yagizkutayisik

[email protected]

Araç çubuğuna atla