Etkinlik

  • Dr.ilknur üner Atilla Yeşilada Severler Derneği! grup logosuAtilla Yeşilada Severler Derneği! grubunda bir güncelleme yayınladı 2 yıl 3 ay önce

    Merhabalar,
    İyi haftalar.Gelelim bu haftanın tartışma konusuna.Bu haftaki tartışma konumuz biraz ciddi olsun.İlhamı Orhan beyden aldık bakalım konu bizi nereye götürecek
    Keynes ve Minsky içinekonomik dalgalanmalar sırasında yatırım davranışı önemlidir. Keynes’in analizinde yatırım kararı veren girişimciler faiz oranı ve teknolojik gelişme ile beraber içgüdüleri ile hareket ederler. Bu nedenle güven ortamındaki bir değişiklik gelir ve istihdam düzeyini etkiler. Toplam talepteki dalgalanma ise devlet harcamaları ile dengelenebilir.
    Minsky ekonomilerin kırılganlığının artmasını yatırımların finansman şekline bağlamaktadır. Yatırımların finansmanında spekültaif ve Ponzi finansman seçeneklerinin artması ekonominin kırılganlığını ve iktisadi sistemin faize bağımlılığını artırmaktadır. Faiz baskısı nedeniyle kamu açıklarının azaltılmağa çalışılması karları ve kar beklentilerini olumsuz etkileyeceğinden krizler ortaya çıkmaktadır.
    Bu iki akademisyenin görüşlerine katılıyor musunuz?Katılıyorsanız neden?Katılmıyorsanız neden?Yaşanan hangi krizler hangi akademisyeni haklı çıkartmıştır?
    Sınav sorusu gibi oldu kusura bakmayınız lütfen.Hep popüler finans yazıyorduk bu sefer teoriye daldık Orhan bey yüzünden

    • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Selim Akgün yanıtladı

      Bu konu bayağı akademik, ağır bir konu. Beni biraz aşar. Ama J. M. Keynes’i gününden beni gözüm tutmadı bu herifi, küresel sistemin adamı…. Ve ekonomi teorilerini de buna hizmet ediyor. Bakınız; Altın Standardı Sistemini kaldırıp yerine İtibari Para Sistemini getirdiğini öve öve açıklamıştı. (videosu var) Sonra dünyada savaşlar peşpeşe geldi. Nasılsa hükümetler Merkez Bankalarına sınırsız para basıp savaşlara kaynak akıtabiliyordu. Ceplerini dolduran silah tüccarları oldu.
      Diyeceğim o ki; bu isimler ve teorileri artık tarihte kaldı… Kurulacak yeni ekonomi-finans sistemi de yeni yaratıcı teorilerin temelinde büyüyüp gelişecek.

      • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Dr.ilknur üner yanıtladı

        Selim bey görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.Merak ediyorum yeni kurulacak ekonomi ve finans sistemi ile ilgili var mı tahminlerinz?

    • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Orhan Göktuğ yanıtladı

      Keynes ve Minsky 🙂

      1929 Büyük Buhran ve 2008 Krizi…

      ok 😉

      • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Dr.ilknur üner yanıtladı

        Orhan beyciğim geçende zatı şahaneden siz bahsetmiştiniz konuyu açtım ama pek sevenleri yokmuş galiba.

        • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Orhan Göktuğ yanıtladı

          Cuma günü ortaya iki hisse atsak, uçacak kaçacak yazsak havai fişek gösterisi olur ama 🙂

          • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Dr.ilknur üner yanıtladı

            Borsa kralının(Nasrullah Ayan) bu sularda yüzdüğünü gördüğümüz için hisse lafını edemeyiz bile Orhan beyciğim.Nurlarda yatsın meşhur akademisyenlerden dem vursak yeter bize

    • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Orhan Göktuğ yanıtladı

      Nolan mı? Tarantino mu? 🙂 İkisi de… Çünkü sinema 🙂

      Pardon konu bu değildi 🙂

      Biraz akademik üstü televole soslu yazacağım ki, konunun sıkıcı görünümünün altında aslında ne kadar hayata dair olduğunu anlatabileyim.

      Kişilerin ve olayların irdelenirken dönemin koşullarının, olay örgüsünün göz önüne alınması çok önemli. Günümüzde yapılan hata; bugünün verisi ve bilgisi ile geçmişi, yapılanları ve sonuçları yargılamaktan ibaret maalesef. Oysa ki geçmiş zaten geçti, onunla kavga etmek yerine, doğrusu hatası neyi varsa ondan faydalanmaya çalışmak çok daha doğru.

      1929 Büyük Buhranı, “Kara Perşembe” borsanın çöküşü gibi daha çok ABD’de yaşanmış diye bilinen, aslında Dünya çapında toplam üretimde 42% ve ticarette 65% azalmaya yol açmış, Kuzey Amerika, Avrupa ve hatta sanayileşmiş tüm ülkelerde yıkıcı etkileri olmuş küresel bir krizdi. Bu krizin nedeni kısaca Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşının da sebebi kısaca Büyük Buhrandır. Etkileri anlamında I ve II Dünya Savaşları kadar büyük zararlara yol açan bu krizlere sadece ekonomik açıdan bakmak yanılgısına düşmeyin, her kriz aynı zamanda siyaset, politika, finans kapital ve sosyolojik olarak ele alınmaz ise anlaşılamaz ve gereken sağlıklı çıkarımlara ulaşılamaz.

      Büyük Buhran 40’ların başlarına kadar sürdü, yaklaşık krizin ikinci yarısında yani 1936 yılında, Keynes’in meşhur yapıtı “The General Theory of Employment, Interest and Money” (İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi) yayınlandı. Keynes tam da yukarıda bahsettiğim gibi ekonominin yanında insan faktörünü, davranış biçimlerini önemsiyordu. Herkesçe malum, Keynes güven olgusunun iktisadi faaliyetler için temel oluşturduğunu söyler. Ona göre, girişimci yatırımı ile ilgili beklentilerini oluştururken kararlarını anlık iyimserliğe bağlı olarak alır ve bu yüzden yatırım kararları subjektif oluşur. Hatta bu davranış biçimine de “Animal Spirits” adını verir.

      Keynes’e göre yatırımlarla ilgili üç tip risk vardı; bunlardan birincisi doğanın kendisinde olan ve yok edilemeyen belirsizlikleri, ikincisi finansal varlıkların reel değerindeki değişikliklerden dolayı oluşan servet kayıpları ve sonuncu risk ise ahlaki tehlikedir. Yatırımcı yatırım kararlarını bu üç risk altında gerçekleştirmektedir. Örneklememiz gerekirse, Büyük Buhran öncesindeki en önemli olaylardan birisi, 1928’de gerçekleşen Florida Gayrimenkul Krizidir. İklim şartlarının diğer şehirlere göre daha iyi olmasından dolayı Turizm patlaması yaşanacağı düşünülen Florida da seyahat olanaklarını gelişmesi ile beraber gayrimenkul fiyatlarının yükseleceği düşüncesi talebi patlatmıştır, ancak hiç hesapta olmayan bir kasırga neticesinde insanlar ölür, binlerce ev yıkılır, sel şehri tarumar eder. Sonuçta oluşan spükülatif balon patlamış, evler değerinin çok altında dahi satılamaz hale gelmiştir.

      Keynes belirsizlikler konusunda devlete bir rol biçer. Ona göre devlet, stratejik yatırımların belirsizlikler içinde yapılmasından dolayı risk almakta, üretim ve istihdam tehlikeye düşebilmektedir. Bu yüzden devletin üretim ve istihdamın optimal düzeyde devam ettirilmesi ve refahın belirli bir düzeyde tutulabilmesi için belirli bir oranda yatırım organizasyonunun içinde olması gerektiğini savunmuştur. Aslında bu iki açıdan önemliydi, birincisi “serbest piyasada toplanan riski dağıtmak”(1) anlamına da geleceği gibi “sermaye üzerinde bir denetim mekanizması” da oluşturacaktı. Keynes ve Minsky’nin buluştukları yerde tam olarak burasıdır.

      Hyman Minsky, borç–gelir ilişkisinin bozulması sonucu ortaya çıkan istikrarsızlık kavramını “Finansal İstikrarsızlık Hipotezi” ile açıklar. Finansal İstikrarsızlık Hipotezine göre finansal krizlerin ortaya çıkış nedeni finansal sistemdeki aşırı borçlanmadır. Kapitalist bir ekonomide ekonomik birimlerin davranışı yatırımın seyri ve getirisi ile doğrudan ilişkilidir. Sermaye ve varlık fiyatları cari yatırımı yönlendirirken finansal piyasalardaki sözleşme yükümlülüklerinin karşılanması konusundaki güven düzeyi de finansal beklentileri ve riskleri belirlemektedir. Bu her iki durum ekonomideki kâr oranları ile yakından ilgilidir. Şöyle ki; ekonomide kâr beklentilerinin yüksek olması cari dönem yatırım harcamalarının artmasına neden olacaktır. Olası bir sermaye yetersizliği durumunda bu yeni yatırımlar borçla finanse edilecektir. Finansal İstikrarsızlık Hipotezi’ne göre yatırımcılar yeterli kaynakları olmasa dahi ekonomide kâr fırsatlarının ortaya çıkması durumunda finansal piyasadan borçlanma yoluna yönelecektir. Bu borçlanma durumunda başlangıçta ekonomide genişleme gözlenirken, aşırı borçlanma sonrasında daralma yaşanacaktır.

      Bu yüzden Minsky ekonomilerde yaşanan krizleri yatırımların nasıl finanse edildiği ile ilişkilendirir ve finansman faiz ilişkisi ile kamu maliyesinin düşük faiz baskısının sonucunda karların düşeceğini, bununda krizleri doğurduğunu söyler.

      Hülasa, Büyük Buhran’dan sonra Keynes’in ekonomik düşünceleri pek çok ülke tarafından uygulanmış ve başarılı olmuştur. Fakat kapitalist sistemde kararları iş adamları ile finans dünyası alır ve bunlar üzerinden devletlere hükmetmek ister. Keynes’in ekonominin yatırım tarafında devlete biçtiği rol bu yüzden hoşlarına gitmez. Bu yüzden Post Keynesyen bir ekonomist olan Minsky, kurum/ürün çeşitliliğinin denetlemediği ekonomik atmosferin kriz üretme riskine karşılık şirketlerin ve finansal kurumların devletlerce denetlenmesi ve buna uygun mekanizmaların oluşturulması gerektiğini söylemektedir.

      Keynes mi? Minsky mi? ikisi de… çünkü ekonomi 😉

      (1) İktisatçı Tobin bu düşünceyi daha sonra “Makroekonomik Portföy Teorisi” olarak geliştirmiştir.

      • 2 yıl 3 ay önce tarihinde Dr.ilknur üner yanıtladı

        Vallahi bravo ben bu kadar net, güzel anlatamazdım.Elinize, emeğinize kaleminize sağlık Orhan bey.Noktayı koyduğunuza göre konuyu kapatıyoruz demektir.Bir sonraki tartışma konusunda görüşmek dileğiyle